İbrahim Atalay’la Urfa’da henüz çiçeği burnunda bir müfettişken tanışmıştım. Urfa’ya heyetle Halk Kütüphanesi ile Urfa Müzesini denetlemeye gelmişlerdi.
Başmüfettişleri Mardinli, Senih Vehbi Sayın Bey isminde kibar, nazik ve naif bir beyefendi idi. Ben de o zaman Urfa Halk Eğitimi Başkanı idim.
Urfa’nın şirin Bahçelievler Mahallesi, Şehitlik Parkı’nın içinde Urfa Müze ile müzenin tam karşısında da köşede ise Halk Kütüphanesi vardı.
Urfa Müzesi dünyanın en eski antik eserlerine sahip bir müze idi. Müze müdürü ise Adnan Mısır idi. Adnan Mısır, tam bir Urfa beyefendisi ve iyi bir arkeolog idi. Urfa’nın “Nevala Çori” kazılarında kazı heyetine başkanlık etmişti.
Urfa Halk Kütüphanesi ise müzenin tam karşısında köşede huzur bulduğumuz bir yer idi. On binlerce kitapla dolu bu yeni muhteşem bina içinde kendimizi fikren diri hissederdik. Kütüphane Müdürü ise İbrahim Halil Billurcu idi.
Kütüphanede Mehmet Emin Ergin gibi bir kitap dostu, bizden büyük, muzip, nüktedan bir insan vardı ki onunla dost olmak cihana değer idi. O, Urfa’nın canlı bir kültür ve de folklor arşivi idi. O, iyi bir sanatkâr ve iyi bir marangoz idi. Urfa Halk Kütüphanesi onun sırtında dönerdi. Gelen büyük ile büyük, genç ile gençti. O, sadece bir kütüphane memuru değil; aynı zamanda kütüphanenin her şeyi idi.
Bizim de Halk Eğitimi merkez binamız da Urfa’nın en merkezi ve en güzel yerinde harika bir mekândı. Urfa’nın sıcağında bahçemiz serinlik merkezi idi. İnsanlar ruhlarını dindirmek isteyince bu güzide mekânlara koşarlardı.
Urfa’ya denetime gelmiş misafir İbrahim Atalay ve ekibini benim arkadaşlarımla birlikte eve çiğköfteye davet ettim. Sağ olsunlar başta Senih Vehbi Bey ve ekibi olmak üzere bizi kırmayıp davetimize icabet ettiler.
Misafirler ve gelen dostlarımla fakirhanemizde saatlerce yemekten sonra sohbet etmiştik. O sohbet tarihi bir anı olmuştu bizlere.
İbrahim Atalay’la o gece başlayan dostluğumuz bugüne dek hararetini artırarak devam etti. Benim Belediye Başkanı, milletvekilliği, yurt dışına firarım ve bugüne dek olmak üzere yarım asra yakındır devam eden bu dostluk bize Allah’tan bir armağandır. Onunla dost olmak bir ayrıcalıktır. O, sessiz ama bir o kadar da derin bir mana eridir. Sadakatin ve fedakârlığın bir timsalidir. O, ilme ve âlimlere önem veren biridir.
O, mümin, merhametli ve duru imana sahip bir dosttur. Onunla Kültür Bakanlığında yıllarca müfettişlik yapmış ve yıllarca da Diyanet İşleri Başkanlığı yapan benim de dostum Mehmet Nuri Yılmaz en iyi, eskimez birer dosttur İbrahim Atalay’la.
Benim gözümde İbrahim Atalay bu koca dünyada “namus ile elmasın” teslim edilebileceği ender insanlardan biridir.
İbrahim Atalay tam bir fazilet ve ismet abidesidir.
O, bir sebî kadar masum, bir o kadar da vefalı ve de fedakâr bir dosttur. O, her dem kendisine verilecek görevlere amadedir. Görev İbrahim Atalay için bir ibadettir. O, kendini dostlarına feda eden ve onlar için çalışandır.
Onun üniversiteli yıllarından bu yana hayatı hep böyle ehl-i hizmet olarak geçmiştir. İbrahim Atalay; din, iman, Allah için Ankara’da hizmet ediyordu. O, Anadolu’daki insanların Ankara’daki bürosu gibi idi. O, dostlarına kendini hizmete vakfeden bir zattır. O, tavizsiz bir diriliş eridir. O, maddeye değil, manaya önem veren bir mümindir.
O, başkent Ankara’da dünyanın en zor, en titiz ve en müşkülpesent adamına, (o olmaz sükûtların içinde inzivaya çekilmiş;) mümin bir devrimciye, o put kıran “Koca Adam Nuri Pakdil”e tam dört yıl hizmet etmiş ve bir kere bile “of!” dememiş sabır küpü bir insandır.
Kimselerin olmadığı demlerde o, tek başına bir devrin Yedi Güzel Adam’ın ağabeyi; Nuri Pakdil’in hizmetinde severek bulunmuş bu vefalı insan İbrahim Atalay’dır.
İbrahim Atalay: ESAV’ı da on beş yıl samimi birkaç arkadaşıyla birlikte sabır ve sebatla devam ettiren bir yiğittir. O, inancını hayatında zerresine kadar tatbik ederek yaşayan kanaatkâr bir Anadolu evladıdır. O, muktesit, idareli ve iradeli bir insandır. O, okuyan ve okuduğunu da etrafına ışık gibi yayandır.
Onun evinde nadide kitaplarla dolu şahane bir kitaplığı vardır. Ben hep onun o kitaplarına gıpta ile bakmışımdır. Ondan ilham alarak bir kitaplık kurayım diye. Ama o, yılların titizliği ile derlemiş olduğu bir kitaplıktır sahibidir.
İbrahim Atalay gerek öğretmenlik, gerek üst düzey bürokrat ve gerekse yurt dışında aldığı tüm görevleri hep şeref ve izzetle yerine getirendir.
İbrahim Atalay’ın Mısır’da Kültür Ataşeliği görevi sırasında anavatanlarından sürgün edilen Osmanlı Hanedanından; Sultan II. Abdülhamid Han’ın torunu Muhammed Kubilay Osmanoğlu el-Bakri ve aile fertlerini bulup onlarla yakından ilgilenmesi tarihte bir ilktir. Bu asil tavrı onu asla unutulmaz bir görev adamı yapmıştır. O, köklerine bağlı, mümin, samimi bir kültür ve irfan adamıdır.
İbrahim Atalay; Kültür Bakanı Fikri Sağlar döneminde Mısır’a kültür ataşesi olarak atandı. O, Mısır ile Türkiye arasında en iyi kültür ve din bağını kuran kültür ataşelerimizdendir.
O, Türkiye’nin gerçek yüzünü Mısır’ın başkenti Kahire’de Arap ve Kıptilere o tanıttı. O, Türkiye’yi Mısır entelektüellerine sevdirmeye gayret edendir. O, Mısır üniversite çevrelerinde Türkiye hakkındaki yanlış kanaatleri düzeltmeye çalışandır.
O, Hüseyin Çelik’in Kültür Bakanlığı döneminde ise Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığına atandı. O, bu vazifede dürüst bir görev ifa etti. Onun müsteşar yardımcılığı görevi sırasında iki telefonu vardı. Biri görev için devletin, diğeri ise kendi özel telefonu idi. O, asla ne devletin makam arabasını ne de bakanlığa tahsisli telefonunu kendi özel işlerinde kullanmadı.
Bu hareketi bile onun nasıl bir insan olduğunu ispat etmez mi?
İşte dostum İbrahim Atalay, şimdi emsali az bulunan böyle güzide bir adamdır.
Sayın Çelik, Sayın İbrahim Atalay’ın biyografisini, bütün özellikleri ve güzelllikleriyle yansıtmışsınız. Bu gayretinizden dolayı size teşekkür ediyorum ve saygılarımı sunuyorum.
Ramazan YAĞIZ