Kadının Kurtuluşu (Emansipasyon) ve Yeni Kadın gibi kitaplar yazmadan evvel, kökeninin Türk mü yoksa Kürt mü olduğu hususu tartışmalı olan Kasım Emin Paris’ten Mısır’a yani yurda dönmüştür. Paris’ten yurda dönüşü evvelemirde Yahya Kemal gibi eve dönüştür. Asli kimliğe avdettir. Kasım Emin, el Müeyyed gazetesinde sosyal içerikli konularda hasr-ı kelam eder ve bilhassa kadın konusunda yazılar kaleme alır. Bu yazılarında çaktırmadan Osmanlı kadını ile Batı görmüş (Fransa) kadın karmasını temsil eden yani hecin kültürlü ve karakterli bir kadın olan Prenses Nazlı Fazıl’ı hicveder. Münevver kadın tipini temsil eden Mustafa Fazıl Paşa’nın kızı Nazlı Fazıl’ı hedef alır. Nazlı Fazıl ise ortak dostlardan Muhammed Abduh vasıtasıyla Kasım Emin’i mahfil ya da loca veya salon olarak tabir edilen Villa Henri olarak da bilinen/ anılan mekanına davet eder. Mekan Abidin Sarayının hemen arkasındadır. Kasım Emin de bu daveti kabul eder ve burada karşılaşırlar. Kasım Emin ilk karşılaşmadan adeta büyülenerek ayrılır. Nazlı Fazıl karşısında adeta çarpılmıştır. Zira salonda veya mahfilde her milletten insan vardır ve Nazlı Fazıl hepsine kendi dillerinde hitap etmektedir. Bu Kasım Emin’ın hayatında dönüm noktası olur ve Muhammed Abduh ile birlikte Nazlı Fazıl’ın ısmarlaması veya teklifi olan Kadının Kurtuluşu (Tahrir el Mer’e) kitabını kaleme alırlar. Bu Mısır’da da bir çığır olur. Babasıyla gittiği Paris günlerinden beri Nazlı Fazıl başını örtmemekte ve başörtüsü kullanmamaktadır. Dört başkentte büyümüş veya yaşamıştır. İstanbul, Kahire, Paris ve Tunus. Buralarda görgüsünü ve irfanı artırmıştır. Lakin açılma konusunda da öncülük yapar. Salonunun müdavimlerinden birisi de 1919 devriminin tetikleyicilerinden ve aynı zamanda ünlü bir avukat ve hukukçu olan Saad Zağlul’dur. Muhammed Abduh’un talebesi Saad Zağlul ile Safiye hanımın evlenmesine aracılık eder. Türkiye’de inkilapların yaşandığı tarihlerde Saad Zağlul’un eşi Safiye Hanım geldiği bir yurtdışı seferinden sonra alayişle açılır. Bu artık Mısır’da bir çığırdır. Abdullah Azzam’ın bazı eserlerinde bahsettiği kadarıyla bu yıllarda Kahire üniversitesinde tek başörtülü öğrenci Kutup kardeşlerden ya Emine Kutup ya da Hamide Kutup kalmıştır.
1967 Savaşından veya yenilgisinden sonra Mısır toplumu arasında dine geri dönüş vetiresi ve süreci başlar ve bu, okullara başörtülü kızların sayısına da yansır.
Konumuza geri dönecek olursak; Nazlı Fazıl hem Saad Zağlul hem de Muhammed Abduh’un Fransızca öğrenmelerine ön ayak olur. Onları bu yönde iktisab-ı hüner için teşvik eder. Bu telkinleri aynı vadide Mithat Paşa gibi modernistleri hatırlatır.
İlk karşılaşmalarında Prenses Nazlı Hanım’ın kültürüne ve edasına çarpılan Kasım Emin artık onun yolundan çıkmaz. Şöyle der: Şarklı kadının sinik olması kaderi değildir. Pekala şarklı kadın da batılı hemcinsleri gibi maharetli ve on parmağında on marifetli olabilir. Şarklı kadının geri kalması tabiatı veya yapısı gereği değil bilakis ona vurulan sosyal prangalar neticesindedir. Sosyal prangalar yırttığında ve aştığında kendi saklı ve gizli veya ortaya çıkmamış hüneri, kudreti ve melekeleriyle tanışabilir. Onları keşfedebilir.
Bu yönde teyit edici en çarpıcı ifadelerden birisi Nazlı Ilıcak’a aittir. Kemal Ilıcakla evli olmasaydım İsviçre’de tahsil görmeme rağmen belki Tercüman gibi bir gazetede yazacak bir köşe ya da sütun bulamazdım. Demek ki sosyal prangaları kırmak için birilerinin ellerinden tutması gerekiyordu.
Gerçekten de Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım da iyi bir yazar olmasını ve Osmanlı toplumunda öne çıkmasını babasının kariyerine borçludur. O kariyerin gölgesinde serpilmiş ve müstakil bir şahsiyet kazanabilmiştir.
Ne yazık ki modernizm rüzgarları onu da etkilemiştir. Zaman modernizmden yanadır. Mithat Paşa’nın karşı kutbunda yer alan Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım da kendisini o mecraya kaptırmıştır. Yazılarında hala eski kültürün izlerini taşır ve etkisindedir. Lakin giyim kuşamında başını açmıştır. Toplumun geldiği noktaya savrulmuştur. Şule Yüksel Şenler ile birlikte karşı bir çığır ve dalga başlar. Açılma çığırı istem dışı bir sosyolojik gelişmedir. Hadis diliyle bu şöyle ifade edilmiştir: “Öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen kimse kalmayacak faiz yemeyenlere de faizin tozu bulaşacaktır.” (Ebu Davud, Kitabul Buyu’, 3331). Mesele birleşik kaplar meselesi gibidir. Elbette faizden veya açıklıktan kaçınmak gerekiyor lakin bazen bu yazılı olmayan sosyolojik bir kural haline dönüşebiliyor. İşte bu karşıt ideolojik akımlara direnenlere hadis dilinde gureba yani ahir zaman garipleri veya yalnızları deniliyor. Denildiği gibi bu yalnızlık kıymetli ve değerli bir yalnızlıktır.
Mustafa Özcan