Eğitim, okul öncesi eğitim dediğimiz doğumla birlikte aile de başlayıp; kreş, anaokulu ve ilkokul ile okullarda devam eden bir süreçtir. Kreş veya anaokulları çalışan anne ve babalar için çocuk bakıcılığı görevinin üstlenildiği bir kurum değildir. Bilakis çocukların hem fiziksel, hem bilimsel açıdan becerilerini ve yaratıcı yönlerini ortaya çıkaran, sağlıklı ortamda sosyal birey olarak yetişmelerini sağlayan, aile eğitimini de içine alan çok önemli bir eğitim kurumdur.
Son yıllarda ülkemizde okul öncesi eğitime büyük önem verildiği bilinen bir gerçektir. MEB kaynaklarına göre okul öncesi eğitimin ülke genelinde % 94’lere yükseltildiği ve en kısa zamanda % 100’lere çıkarılmasının hedeflendiği de ifade edilmektedir. Ancak okul öncesi okulların sayısal bakımından yeterli hale getirilmesinden daha çok bu kurumlarda ne öğretildiği, nasıl ve hangi şartlar altında kimler tarafından da öğretildiği de önemlidir.
Çocuklarımız geleceğimizdir. Onları güzel terbiye ettiğimiz, eğitimini güzel yaptığımız takdirde ancak güzel yarınları düşleyebiliriz. Eğitimdeki başarımız okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamına alınması ve okul öncesi eğitimin (fıtrata) yani insanın yaradılışına uygun olarak verilmesi şartına bağlıdır.
Ayrıca MEB’e bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların yaşlarına uygun Temel Dini Bilgilerin ve değerler eğitiminin verilmemesi, adab-ı muaşeret kurallarının öğretilmemesi ekonomik imkânı yerinde olan çok sayıda anne-babayı resmi veya gayri resmi yollarla açılan bu bilgilerin verildiği okul öncesi özel eğitim kurumlarını tercih etmeye zorlamaktadır.
Bilimsel olarak öğrenmenin temelinin 0-6 yaşlarında atıldığı çocuğun; zihinsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişiminde çok önemli izlerin bu yaşlarda bırakıldığı bilimsel bir gerçekliktir. Çünkü 3-4 yaş, çocukta hayallerin güçlenmeye başladığı, öğrenmenin en hızlı olduğu dine ve dünyaya ilgilerinin yoğunlaştığı altın çağdır. Bu yaşlarda alması gereken temel dini bilgilerin ve değerler eğitiminin, adab-ı muaşeret kurallarının daha sonraki yaşlarda verilmesinin tesiri çocuğa olumsuz yansımakta, sadece bilgiyi ders olarak öğrenmiş olmaktan öteye geçmemektedir.
Ülkemizde Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersi ilkokul 4.sınıftan itibaren verildiğinden çocuklarımız dini bilgilerle genel olarak 11-12 yaşlarında tanışmaktadır. Bu durum insanın yaradılış yapısına aykırı olduğu gibi okul öncesinde yanlış verilen veya okul öncesinde alması gerektiği halde verilmeyen eğitim çocuğun gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık evrelerini de olumsuz etkilemektedir.
Ayrıca Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersi veya Temel Dini Bilgiler Dersi müfredatının dinin gerçeklerine uygunluğunun tartışılması bir yana bu derslerin ehil olmayan, yaşantı itibariyle bu dersin okutulmasını tasvip etmeyen öğretmenlerce okutulması da kendi inancıyla savaşan, kendi kültür değerleri ile yozlaşan nesillerin yetişmesine sebep olmaktadır.
Değerler eğitiminin veya Temel Dini Bilgilerin okul öncesinden itibaren çocukların yaşlarına uygun olarak, korkutmadan, ürkütmeden, dinden soğutmadan iyi bir model ve iyi bir öğretmen tarafından verilmesi ile eğitimde hedeflenen amaca ulaşılabilir. Bu da okulöncesi çağdaki çocukların eğitilmesi konusunda uzmanlaşmış bir öğretim kadrosu ile mümkündür. Onun için okul öncesi eğitimin kısa zamanda zorunlu eğitim kapsamına alınması, İlahiyat fakültelerinde ve eğitim Fakültelerinde Temel Dini Bilgiler, Din Kültürü ve Ahlak bilgisi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümleri açılmalıdır. Okul öncesi eğitim kurumlarında Temel Dini Bilgiler dersinin ehil eğitimciler tarafından verilmesi veya İlahiyat fakültelerinin bünyesinde okul öncesi eğitim bölümlerinin açılması her açıdan kendisiyle ve içinde bulunduğu toplumla barışık, nesillerin yetişmesine vesile olacaktır.
Çünkü insan beden ile ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Çocuklarımızın fiziksel açıdan sağlıklı olması sağlıklı yeme ve içmesine bağlı olduğu gibi ruhsal açıdan gelişmesi de manevi gıdalarının zamanında yaşlarına uygun olarak verilmesine bağlıdır. Bu manevi gıdalar inanma ve inancımızın gereği olarak bilmemiz gereken hayatımızın her safhasında lazım olacak ilmihal bilgileridir.
İnsan sadece etten, kemikten ve kandan ibaret bir varlık değildir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik; akıl, ruh ve duygu zenginliğine sahip sosyal bir varlık olmasıdır. Bu sebeple insan sürekli sevme, sevilme, bir inanca sahip olma, kendisini değerli ve güçlü hissetme duygusu taşır. Bu da ancak iyi bir eğitim almakla iyi bir aileye, iyi bir topluma sahip olmakla mümkün olabilir.
Yediden yetmişe millet ve devlet olarak her gün eğitimle yatıp, eğitimle kalktığımız halde neden istenilen hedefe ulaşamadığımızın tahlilini iyi yapmak zorundayız. Birincisi eğitimde amaç birliğimiz yoktur. İkincisi amaca ulaşmak için takip ettiğimiz metot insanın yapısına ve bilimin gerçeklerine uygun değildir. Üçüncüsü neyi, nasıl, ne zaman ve kiminle öğreteceğimizin kararını henüz verebilmiş değiliz. Aynı iktidara mensup farklı bakanlarının birisinin getirdiğini diğerinin götürmesi, birisinin koyduğunu diğerinin kaldırması yaklaşık bir asırdan beri bu milletin çocuklarının kobay gibi kullanılması eğitimde güven duygusunu ortadan kaldırmaktadır. Bu durum getirilen her şeyin iyi veya kötü olduğuna bakılmaksızın bir süre sonra nasıl olsa vazgeçilir düşüncesini hâkim kılmaktadır.
Bizim dışımızda ki her millet kendi çocuklarına yaş sınırı konulmaksızın inançları gereği eğitilmesi ve öğretilmesi konusunda okul öncesi dâhil gerekli adımları atarken, hatta okul öncesi okullarına bile çocuk kiliselerinin açılmasından rahatsızlık duymazken ülkemizde halkımızın % 99’u Müslüman olmasına rağmen dini bilgilerin öğrenilmesine, öğretilmesine ibadethane açılmasına hep mesafeli yaklaşılmaktadır. Bunun faturasını çocuklarımız teröre karışarak, uyuşturucuya bulaşarak sapkın inançların ağına takılarak ödemektedir.
Bazı anne-babalar çocuklarının küçük yaşta dini bilgilerin öğretilmesini savunurken bazı anne-babalar, eğitim ve siyaset bilimciler çocukların din eğitimi alıp almayacağına ergenlik çağına geldiğinde kendi hür iradesiyle karar vermesini savunmaktadır. Onun için iktidarı eline geçiren her irade eğitim-öğretimi evrensel gerçeklere göre değil, kendi düşünce yapısına göre şekillendirmeye çalışmaktadır. 28 Şubat sürecinde İmam-Hatip okullarının Orta kısımlarının kapatılması, üniversiteye girişte katsayı engelinin konulması, Kuran öğrenimine yaş sınırlaması getirilmesi, okullarda seçmeli K.Kerim, Temel Dini Bilgiler ve Siyer derslerinin okutulmasının gündeme getirilmesi esnasında yaygara koparılması bunun en önemli kanıtıdır.
Çocuklara ilgi duydukları konularda yaşlarına uygun açıklamalar yapılması, çocuğun eğitiminde dinî motiflere yer verilmesi, terbiyesinin güzel yapılması, görgü kuralları dediğimiz adabı muaşeret kurallarının bizzat yaşanarak, göstererek öğretilmesi çocuklarımızın doğuştan getirdikleri anne ve baba üzerindeki hakkı olsa da bu hakların anne ve babayla birlikte devlet eliyle yerine getirilmesi zaruri bir hal almıştır. Çünkü çağımızda düzenli eğitim ancak devlet eliyle verilebilmektedir. Ancak devlet çocuklarımızın gelişim çağına uygun olarak okul çağından başlamak üzere yeterli ve ehil kimseler tarafından verilmesini sağlayamadığından, ailelerde kendi çocuklarının eğitimi konusunda gerekli bilgi ve donanıma sahip olmadıklarından bilgilerin hem verilmesinde hem de Müslüman’ca yaşanılması ve yaşatılması konusunda sıkıntı çekilmektedir.
Yüce Allah’ın ”Kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır.” Buyurması, Peygamberimizin “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” “Her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar. Fakat çocuğun annesi ve babası onu kendilerine döndürürler. Yahudi iseler Yahudi, Hıristiyan iseler Hıristiyan, Mecusî iseler Mecusî yaparlar.” “Hiçbir anne-baba çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakamaz.” Hadisleri bu gerçeğin ifadesidir. Temel dini bilgilerin 3-6 yaşları arasında ehil öğretmenler tarafından verilmesi hem dini, hem de pedagojik açıdan yerinde bir uygulama olacaktır.
MUSTAFA KIR
Hocam kaleminize ve yüreğinize sağlık. Çobanlık ifadesi hariç tüm yazılarınızı gönülden katılıyorum. Çobanlık yahudi ve hıristiyan terimidir. Sizin de bildiğiniz gibi bizim peygamberimiz ticaret ile uğramıştır. Ayrıca çobanın emrinde olan insan değil hayvandır. Allah kuran kerimde insanı herşeyi üzerinde göstermiştir. Ayrıca çoban hayvanlarının sadece etini sütünü midesini düşünür. İslam büyüklerimiz ise insanın aklını ve kalbinin mükemmelliğini anlatır. Bu eleştirimi mazur görün. İslamş bilgileri benden çok daha iyi bildiğinizi de biliyorum. Saygılarımla
Diyanetin 4-6 yaş Kuran kurslari bu eksikliği bir nebze kapatma çabasıdır lakin ebeveynlerinde evdeki davranışlarıyla çocuğa örnek olmalıdır. Ancak Z kuşağı dediğimiz kuşağın özellikle çocuk psikologlarının kanaati acizanemce yanlış yönlendirmeleri (3 yaş sendromu vs.) Böyle bir nesille bizi karşı karşıya bırakmıştır malesef.
Saygılarımla