Malûm olduğu üzere zorluk, sıkıntı çekilerek yapılan, güçlüğü olan, güç yapılan işler karşılığında kullanılır. Dolayısıyla maarif gibi oldukça çetrefilli bir mesele de zorluktan berî değildir. Fakat, “Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin. Uyumlu olun ve ihtilâf çıkarmayın” kudsî hadisi gereği maarif gibi her alanda aslında bize düşen kolaylaştırmanın bir yolunu bulmaktır. İnşirâh sûresinin 6. âyetinde ise Rabbbimiz, “Şüphe yok ki her güçlükle beraber bir de kolaylık var. (Unutma) Kesinlikle her zorlukla beraber, elbette bir kolaylık (ve rahatlık) da olacaktır. (Sabret, her usr; iki yusr doğuracaktır. Çünkü gerçekten her zorlukla beraber (iki kere)kolaylık bulunacaktır.) buyurarak bu hususta şüpheye bile yer bırakmamaktadır.
Hepimizin de malûm olduğu üzere maarifteki meseleler ise saymakla bitmez. Elbette beşerin olduğu her yerde meselelerin ortaya çıkması mukadderdir. Fakat burada asıl yük, doğrudan insanı idare etmek ile mükellef makama, yani yöneticilere düşer. Kayserili Âşık Seyrânî’nin “Balık baştan kokar bunu bilmemek/ Seyrânî gafilin ahmaklığından” şeklinde belirttiği üzere bunu bilmemek ise bir gaflet halidir ve dahi ahmaklıktır. Elbette bunun maarifteki neticesi ise hüsrandır. Demem o ki maarifte gaflet perdesinin kalkması ilk önce iyi yönetici atamalarıyla başlar. Sen, ben ve bizim oğlan döngüsü içerisinde ise daima soruna açık devasa bir yapının idaresi asla mümkün değildir. Atamaların âdetâ adliye teşkilatının mahkeme kararlarıyla tescil edildiği bir ortamda idarecinin ömrü de doğal olarak mahkeme kapılarında geçer. Maalesef bundan en büyük zararı ise yine her zamanki gibi millet olarak biz görürüz.
Meselenin okul boyutuna baktığımızda ise okulun tüm paydaşlarıyla birlikte bir nizam teşkil etmekle mükellef idarenin sadece sistemin lokomotifi olarak kabul edilen öğretmenlerle ve onların çayı, çorbası, sigarası, çay odasında oturması vb. gibi sırf öğretmene nizam vermeye yönelik şahsî bir tavır ile gününü geçirmesi asla kabul edilemez. Tabii siz yukarıda idareyi mahkeme kararları ile tesis etmeye çalışırsanız, aşağıdakiler de idareyi kendi bildikleri gibi yaparlar. Peki burada unuttuğumuz çok önemli bir paydaşımız daha yok mu? Ya öğretmenler? Efendim biz idareciyiz, öğretmenler bizim her istediğimizi yapmakla mükelleftir, derseniz; evet, bu sefer de öğretmenler sizin dediğinizi her şeyi yaparlar, fakat asıl icra etmeleri gereken temel vazifeyi mahşere bırakırlar! Çözüm mü? Herkes işini tamamen hak ve hakikatı ölçü alarak yaparsa hiçbir sorun kalmaz! Yoksa ömrümüz yapboz tahtası gibi hep yapılanları bozmakla geçer… Gerçi ne diyordu iki cihan serveri Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin. Uyumlu olun ve ihtilâf çıkarmayın.”
Efendim ey meded!
Ârifî’m soylamış, görelim cânım ne soylamış:
zor oyunu bozarmış
sorunlarsa azarmış
ârifî’m yine söyle
haksıza ne yazarmış…