Nijerya Federal Hükümeti’nin, ilkokullarda ana dilde eğitimi savunan üç yıllık Ulusal Dil Politikası’nı iptal ederek, tüm eğitim kademelerinde tek öğretim dili olarak İngilizceye geri dönme kararı, ülkenin geleceği adına atılmış derin bir dil teslimiyet eylemidir. Eğitim Bakanı Dr. Tunji Alausa tarafından, “beklenen sonuçları vermeyen” ve ülkenin çok dilli yapısı nedeniyle uygulanamayan bir politikaya karşı “pragmatik” bir yanıt olarak sunulan bu geri adım, aslında kolonyal mirasın korunmasına yönelik trajik bir karardır. Bu durum, sömürge sonrası Afrika devletleri için en kalıcı zincirlerin ne demirden ne de siyasi baskıdan, aksine dilden ve kurumsal ataletten oluştuğunun acı bir göstergesidir.
Geri dönüşün ardındaki temel argüman, görünüşte akılcı, ancak özünde kusurlu bir varsayıma dayanıyor: politikanın başarısızlığı, kötü uygulama, kaynak yetersizliği ve Nijerya dillerinin muazzam çeşitliliğinden kaynaklanmıştır. Bakan Alausa, ana dilde eğitim alan öğrencilerin İngilizce yapılan üniversite giriş sınavlarında yaşadığı “kopukluğa” dikkat çekmiştir. Eğitim Politikaları Araştırmacısı Dr. Abubakar İdris de bu kararı “zor ama gerekli” olarak nitelendirmiş, onlarca milli dil için nitelikli öğretmen, ders materyali ve müfredat eksikliğini gerekçe göstermiştir.
Ancak, başarısızlığın faturasını politikanın kendisine—bir çocuğun kendi ana dilinde eğitim görmesinin doğal değerine—kesmek, sömürgecilikten kurtuluşun özünü temelden yanlış anlamaktır. Sorun, vizyonun kendisi değil, bu vizyonu aktif olarak engelleyen kolonyal dönem yapılarını ortadan kaldırmak için gereken siyasi irade eksikliğidir. Kolonyal proje, sadece ekonomik sömürüden ibaret değildi; aynı zamanda kültürel ve dilsel bir hiyerarşinin sistematik olarak dayatılmasıydı. İngilizce, gücün, ticaretin ve yüksek öğrenimin kapı bekçisi olarak konumlandırıldı. Nijerya hükümeti, İngilizceyi varsayılan eğitim dili yaparak, bir eğitim sorununu çözmek yerine, vatandaşlarının büyük çoğunluğunu gerçek entelektüel özgürlükten mahrum bırakan o kapıyı daha da sağlamlaştırmaktadır.
Bir çocuğun bilişsel gelişimi, ana diliyle ayrılmaz bir bütünlük içindedir. Onlarca yıllık pedagojik araştırmalar, anadilde eğitimin daha güçlü kavramsal anlama, daha keskin eleştirel düşünme becerileri ve ironik bir şekilde, ikinci bir dilin daha başarılı bir şekilde edinilmesine yol açtığını kanıtlamaktadır. Ana dilde eğitim politikasının “başarısızlığı“, ilkenin değil, devletin gerekli altyapıya yatırım yapmamasının bir sonucudur: milli dillerde öğretmen yetiştirmemek, kültürel açıdan uygun ders kitaplarının oluşturulmasını finanse etmemek ve sınav sistemini gerçekten iki dilli veya çok dilli bir eğitim modelini yansıtacak şekilde dönüştürmemek. Hükümet, aksak uygulamayı düzeltmek yerine, en kolay yolu seçmiştir: eski sömürgecinin tanıdık, konforlu ve küresel piyasada geçerli diline sığınmak.
Bu karar, Nijerya elitlerinin gözünde, sömürgecinin dilinin ilerlemenin tek geçerli dili olarak kaldığına dair güçlü bir mesajdır. Milli dillerin modernliğin önünde bir engel olduğu, sadece ev ve köy için uygun olduğu, İngilizcenin ise küresel hedeflere ulaşmanın tek aracı olduğu mitini pekiştirmektedir. Bu dilsel öz-boyun eğme, entelektüel ve ekonomik rekabet alanının çarpık kalmasını, küçük, İngilizce konuşan kentsel elitleri kayırmasını ve birincil dili ülkenin 500’den fazla milli dilinden biri olan nüfusun büyük çoğunluğunu etkili bir şekilde dışlamasını garanti altına almaktadır.
Bu trajik döngü sadece Nijerya’ya özgü değildir. Bu, tüm kıtada paylaşılan sömürge sonrası bir yüktür. Kenya’da, İngilizce ve Svahili’nin yüksek öğrenimdeki sürekli hakimiyeti, erken bağımsızlık sonrası milli dilde eğitimi teşvik etme çabalarına rağmen Kikuyu ve Luo gibi dilleri marjinalleştirmektedir. Frankofon Batı Afrika’da, Senegal ve Fildişi Sahili gibi ülkeler, Fransızcanın tartışmasız güç dili olarak kaldığı eğitim sistemleriyle mücadele etmekte, eğitimli sınıf ile kırsal halk arasında derin bir uçurum yaratmaktadır. Benzer şekilde, Angola ve Mozambik’te, Portekizce’nin mirası, Bantu dillerinin zengin dil çeşitliliğini gölgede bırakmaya devam etmektedir.
Nijerya’nın bu geri adımı, dilsel emperyalizmin pençesine gönüllü bir teslimiyet, ulusal kimliğin en temel kalesini düşmana açma kararıdır. Kenyalı yazar Ngũgĩ wa Thiong’o’nun dediği gibi, “Mermi fiziksel boyun eğdirmenin aracıydı. Dil ise ruhsal boyun eğdirmenin aracıydı.” Bu geri dönüş, dilsel sömürgecilikten kurtulmanın zorlu ve gerekli çalışmasını üstlenmek yerine, statükoyu sürdürme, kolonyal zincirleri cilalı ve sağlam tutma seçimidir. Afrika ulusları, kendi dillerine modern eğitim ve yönetimin meşru araçları olarak tam olarak değer verip yatırım yapana kadar, devirmek için savaştıkları güçlere entelektüel ve kültürel olarak bağlı kalacaklardır. Bir zamanlar potansiyel bir kurtuluş alanı olan sınıf, kolonyal zihniyetin en etkili koruyucusu olma riskini taşımaktadır.