eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
29°C
Ankara
29°C
Az Bulutlu
Perşembe Açık
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
32°C
Cumartesi Az Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
31°C

Prof. Dr. Necmettin TOZLU

1945 yılında Gümüşhane Merkez Kocayokuş Köyü’nde dünyaya geldi. İlkokulu Kale’de, orta ve lise eğitimini Gümüşhane’de tamamladı. Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne Pedagoji Asistanı olarak girdi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Eğitim Sistemi Üzerindeki araştırmasıyla doktorasını verdi. Michigan Üniversitesinde araştırma ve incelemelerde bulundu. Eğitim Felsefesi Anabilim Dalında Doçent ünvanını aldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Başkanı ve aynı üniversitede Profesörlüğe yükseldi. Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı olarak görev yaptı. ”Eğitime Giriş”, “Eğitim Felsefesi”, “Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar”, “Orta Öğrenimde Öğrenci Başarısının Değerlendirilmesi”, “Eğitim Problemlerimiz Üzerinde Düşünceler” konularında eserler yazdı. Aşık Nuri Baba üzerine bir inceleme kitabı vardır. Türk Felsefe Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği, The Philosophy of Education Society üyelikleri bulunmaktadır. En öncelikli araştırma konusu eğitimdir. Halen eğitim üzerine yazılar kaleme almaktadır.

    İnsanın Mesuliyeti Yahut Mesuliyetimiz

    “Ey insan! Yüce Rabbim hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu?” (Kur’an-ı Kerim, 92/6).

    Farkına Varmak

    S. Karakoç, Taha’nın Kitabı’nda bir bölümde (Evin Ölümü) şöyle bir değerlendirme yapar: Taha kendi medeniyetinin savaşını verir. Her türlü kötülükle, bozgunculukla, sapkınlıkla, yarasalarla savaşır. Ama eve döndüğünde evin çöktüğünü, öldüğünü görür. Taha, bunun, kendi sorumluluğunu yerine getirmediğinin bir neticesi olduğunu kabul eder; kendini kınar. Evin Ölümü’nde çöküş anneyle başlar. Evi bir arada tutan, koruyup kollayan, direnen, can veren anne ölmüştür. Topraktan koparılıp, demire indirilen anne ölmüştür. Annenin ölümü bir devlet başkentinin düşüşü gibidir. Başkent düşünce nasıl toplum bozulur, dağılır, altüst olur, anne ölünce de ev aynı duruma düşer. Artık ev, eski ev değildir. İnsanlar (ev halkı) eski bağlarla birbirine bağlı değildir. Birbirine düşmüş, düşmanlar gibi yabancılaşmış, lanet okur hale gelmişlerdir.

    Öldü anne ve mutfak kilitlendi.

    Kilerler boşaltıldı farelerce.

    Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere,

    Anne gitti ve sular buruştu testilerde.

    Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir.

    Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir.

    Anneden sonra kardeş düşer, babanın da düşmesiyle kırılma doruk noktasına ulaşır (İpek, 2003, s. 177-178).

    İnsan, özellikle Müslüman pekçok şeyin farkına varmak zorunda. Anasının öldüğünü, babasız kaldığını, kardeşlerini kaybettiğini, medeniyetinin dağılıp gittiğini görmeli, bilmeli, tüm bunların acısını da derinden duymalı.

    Tüm bunları duymuyorsa, kayıplarının farkında değilse, hâlâ gaflette ise ve hiçbir sorumluluk yüklenme hassasiyeti yoksa, o kaybolmuştur. İslâm dünyası hakikaten gaflettedir ve nihaî bir yokluğa sürüklendiğinin farkında değildir. Hatta kendinin dahi ne olduğunun farkında değildir.

    Bu kayıp sadece Müslümanın kayıbı değildir. Çağdaş insanın kayıbıdır. Çağdaş insan kendini kendinde yitirmiştir. Üstün niteliklerini yitirmiş, korkunç bir ruhsal fakirliğe düşmüştür. Bütün zayıflığı, endişeleri bu ruhi çöküntüden  ileri gelmektedir. Ruhtan başlayan bu yıkıntı pekçok biyolojik ve manevi hastalık ve sapkınlıklara yol açar. Ve egoist, uyumsuz, başkalarını düşman gören, ezen, dışlayan problemli bir insandır bugün karşımızdaki. Pekçok Batılı filozof, çağdaş insanın “Hiçliğe” sürüklendiğinin farkındadır, ama çaresizdir. Mesela Nietzsche (1844-1900) çağdaş toplumun geleneksel değerleri bitirdiğini, bunların yerlerine yenilerini koyamadığını ifade ederek, yepyeni bir temel değerler yargısı oluşturulması gereğine işaret eder.

    Olan insana olmuştur. O, anlamı, amaçlılığı kaybetmiştir. Değeri, değerini yitirmiştir. Başkasının kurdu olmuştur. Hobbes gibi Freud da bu yüzden insanı saldırgan, yıkıcı bir varlık olarak görür (E. Gençtan).

    O, yalnızlaşmış, kendisine yabancılaşmıştır. Tüm bunlar, onun kendisini nasıl gördüğüyle ilgilidir. Bir dünya görüşüne bağlı olup-olmadığıyla. Çünkü, dünya görüşü, insanlara bir mesuliyet yükler. Bunun alanı çok geniştir: Dünyayı nasıl algılaması gerektiğinden tutun da, cenazesini, ölüsünü nasıl kaldıracağına kadar hayatın bütün safhalarını kapsar. Ve tüm ilişkileri tanzim eden bir değerler ağı. Bunlar olmayınca insan kendi ölçüsünü kendisi kor. Bu da “orman kanunudur”.

    İşte bütün bunların, daha doğrusu kendimizin, insanlığımızın, mesuliyetimizin farkına varmayınca “orman kanunları”nın geçerli olduğu bir dünya kuruluyor. Mesuliyetmizi daha bir derinden duymak için halihazır dünyamıza göz atmalıyız.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.