Efendim, hıyar deyip geçmeyiniz! Hıyar, yetişmesi özel şartlara bağlı hassas meyvelerdendir aslında. Mesela yetişmek için özel bir sıcaklık ister. Bu yüzden turfandası vardır hıyarın. Hatta bu yönüyle uluğ Türk bilgesi Nasreddin Hoca’mızın fıkrasına da girmiştir: Hoca, Timur’a turfanda salatalık getirir. Timur da bunun karşılığında Hoca’ya on altın verir. Bir süre sonra salatalıklar bol olunca hoca bu sefer Timur’a bir araba dolusu salatalık getirir. Timur ise bu hediyeye karşılık Hoca’ya salatalıkların sayısınca değnek vurulmasının emreder. Hoca, değneklerin yarısını yedikten sonra diğer yarısını da “alacağım hediyeyi paylaşmam için benden söz alan kapıcıya vurun” der.
Bu bağlamda bir atasözümüz de “hıyarın önü, dutun sonu” der. Yani hıyar, ilk çıktığı anda lezzetli olur. Buna karşılık bazı atasözlerimiz de “Hıyar akçesiyle alınan eşeğin ölümü sudan olur”, “Dilenciye hıyar vermişler de eğri diye beğenmemiş” diyerek hıyarın çok da matah bir meyve olmadığını bize idrâk ettirmeye çalışır. Lâkin olan olmuştur ve “Hıyar dersem gönüllenme/ Yoğurtlu cacık hıyardandır” denilerek hıyarın gönlü alınmaya gayret edilir.
İnsan, bazen kendisini hıyar gibi hissedebilir. 1980’li yılların buhranlı günlerinden olsa gerek Dede Korkut odağındaki büyük Türk ozanı rahmetli Barış Manço, hıyar üzerinden bir şarkı yapar ve bize şunları söyler: “Sözüm meclisten dışarı dostlar/ Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum/ Hani dilim dilim doğrasalar beni/ Marmara, Ege, Karadeniz ve hatta Akdeniz/ Cacık olur diyorum.” Dolayısıyla edebiyatta teşbihe de bağlı olarak kimlik ve kişilik kazanmış, hatta bir kuruma da dönüşmüştür hıyar. Dönüşümse kaçınılmazdır. Zira hiçbir varlık, tek bir çizgi üzere ilerleyemez. Edepsizlik, ahlâksızlık, yalan dolan, dedikodu ve bencillik o güzelim hıyarı, hıyar olmaktan çıkarmıştır. İnsan bu ândan sonra, ne çekerse hıyarlardan çeker!
Tuz-ekmek kardeşliği gibi hıyarın da tuzla kardeşliği vardır. Zira hıyar, tuzsuz yenmez. Çengelköy hıyarı ise Türk diline nâm salmıştır. Hıyar denilince akla ilk orası gelir. Lâkin bu topraklarda hıyar denilince aklımıza gelen yerlerin sayısı artmıştır. Bakınız Lutfi Baba, bu hususda neler söyler:
Salatalık hıyar dersem gücenme
Senden âlâ ne hıyarlar gördüm ben
Yalnız hakkın hakikatın uğruna
Diyar diyar ne duvarlar ördüm ben
Kimi zaman cûşa gelip taşsan da
Sıcak yerde standardı aşsan da
Bana karşı tarlalarda başsan da
Bir değil üç değil iki dördüm ben
Nice âdemlere hıyarın dilen
Hakk’ın hikmetinin kıymetin bilen
Ağlayan dostunun gözyaşın silen
Yanan yüreklere daim ördüm ben
Yeşildir kabuğun mübarek hıyar
Bazı nâdânlara olursun ayar
Lutfi ile gezdim hep diyar diyar
Yakupça hasretle gören kördüm ben
Tarlanın “hıyar tarlası” olduğunu bilmek ise büyük önem arz eder. Hayrullah Şanzumi’nin “Hıyarnâme”sinde belirttiği üzere hıyar, hem emperyalist hem de makyevelist bir bitkidir. Emperyalisttir, zira “kendi hemcinslerine karşı menfaatini her türlü değerin üstünde tutar.” Makyevelisttir, “fırsatını bulur bulmaz hiçbir hak hukuk gözetmeksizin bağlı bulunduğu bostandan fazlaca beslenip semirmek için vakumlamayla beslenir.” Bu yüzden, “helal haram her şeyi yer. Taşa da sarılarak onu da özümsemeye çalışır.” “Onda ilim yoktur, irfan yoktur, kemâlât yoktur. Hele hele nehafet hiç yoktur.” Şanzumi, eserinin “Hıyar Tarlası” bölümünde bu hıyar tarlasının efendilerine son olarak şöyle seslenir:
“Hıyar efendi üzülme! Vakit çok kısa, birazdan sen de en iyi şartlarda birilerine girip devşirildikten sonra çıkacaksın. Senin ne olduğun cümle âlem tarafından bilinmektedir. Kendinde olmayan ve olması mümkün de olmayan bir aristokrasi yaratma çabasına sığınma. Çünkü sen semirtsen de hırnik kalsan da sonuçta bir hıyarsın. Senden ne kavun olur ne karpuz. (…) Sürekli virgül ve nokta okuduğun halde virgülün biraz ara vermeye yaradığını, noktanın da vakıf (durmak) anlamına geldiğini de idrak etmezsin.”
Hâsılı, hıyar sadece hıyar değildir ammâ, hıyar tarlasından başka şeyler beklemekse mümkün değildir artık!