eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
27°C
Ankara
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Az Bulutlu
27°C

Ertelenmiş doğruluk ve dürüstlük yoktur!

Ertelenmiş doğruluk ve dürüstlük yoktur!
18.08.2021 22:35
0
A+
A-

Nasıl ki dini vecibeleri yerine getirmek, eline/diline/gözüne/gönlüne kısacası nefsine hâkim olmak, merhamet ve yardımseverlik duygularıyla donanmak, belirli gün, ay ve gecelere has bir yaşam tarzı ve hedef olmayıp, yılın her gün ve her anına sirayet etmesi gerekli ise, doğruluğun ve dürüstlüğün de ertelenmesi, belli zamanlara hasredilmesi olamaz ve olmamalıdır.
 
Çok yakın çevremizde, günlük hayatımızda çok sık bir şekilde tekrarlanan beylik sözler vardır hani:
 
“Efendim ben aslında var ya…..”,
 
“Efendim çok haklısınız da, işte canım zamanı, zemini müsait mi ki acaba?…”,
 
“Aslında doğrusu bu da, her doğru da her yerde söylenmez ki canım…”,
 
“Yok abiciğim, sen çok düz gidiyorsun, sonda söyleneceği başta söylememek lazım!…”
 
“Bu zamanda biraz da mürâyi olmak gerek, biraz ordan biraz burdan…”,
 
“Yok yok, sen daha olmamışsın, ilm-i siyaset bilmek lazım…”
 
“Ne şiş yansın ne kebap…”,
 
“Ben doğrusunu bilirim yaparım da, siyasiler, bürokratlar ne derler diye çekiniyorum…”
 
“Böyle gelmiş, böyle gider, zaman sana uymazsa sen zamana uy…” gibi.
 
İşte böyle söze başlayan, kişisel duruş, ilke ve cesaret sergileyemeyen, zaaf ve eksikliklerine bu ucuz ve acınası kılıfları geçirerek eksikliklerini örtmeye çalışanlardan ve bu tarz söylemlerinden uzak olmak da ertelenmemeli kanaatimce. Zira böyle söylemler ve sahipleri, sanki azar azar içimize, ikiyüzlülüğü, dalkavukluğu, sahtekârlığı, içi dışı bir olmamayı, olduğu gibi görünmemeyi, göründüğü gibi olmamayı sinsice yerleştiriyorlar.
 
Ertelenmiş bir nefes bile doğruluk, ertelenmiş ve bazı şartlara bağlanmış bir nefes bile dürüstlük yoktur, olamaz ve olmamalıdır da. Dolayısıyla ertelenmiş bir İslami hayat da, insani değerler de söz konusu olamaz. Eğer bizler bir sonraki nefesimizin garantisi olmadığına inanıyorsak, her bir aldığımız nefesi doğruluk ve dürüstlük üzere alıp vermek zorundayız. “Sonda söyleneceği başta söylememek” gerekçesinin ve ucuzluğunun arkasına sığınabilmek için; “son” un zamanlamasına vakıf olmak ve o “son” a kadar nefes verildiğinin garantisini de Allah’tan almış olmak gerekir ki bu muhaldir.
 
Bütün o gösterişler, görülüp duyulsun diye riya, süma, ücup ve eneiyyet dolu ameller, abartılan, abartılı hale getirilen sofralar, iftarlar, şova dönüşen, “falan kişi bu kadar verdi, sen ne kadar verecen birader!…” kabilinden; gizli yapılacak ibadeti aşikare gösteri ve yarışa dönüştüren hayır/hasenat işleri, “yahu adam o kadar verdiyse ben şimdi şu kadar vermesem ayıplarlar mı ki acaba…” diye sadece Allah rızası için (!) yapılan ihlas ve samimiyet (!) yüklü çırpınışlar, sizce de bir yada birden fazla eksikliğin ifadesi değil mi? Zira her abartı bir eksikliğin ifadesidir kanaatimce. Burada eksik olan da sakın ihlâs ve samimiyet olmasın?
 
Yine zahiren takva görünmek, görünmeye çalışmak, etraftan, etraftakilerden “ne kadar da takva sahibi bir insanmış…” denmesini dilemek, beklemek, bunun hevesinde olmak ve boğulmak, boğulmak, boğulmak… Vesveselerin, iğvaatların içinde. Rabbim hepimizi muhafaza etsin. Eskiler boşuna “zâhir bezemek, bâtın haraplığına işarettir” demiyorlar ki, bilakis ne diyorlar hatırlayalım birlikte;
 
“Veremez kimseler senden bir nişan,
Nişanın bî -nişanlıktır, Âli şan”
 
Anlamı; “Kimseler senden bir iz, belirti veremez, zira senin vasfın, özelliğin, nişanın, nişansızlıktır, sıradanlıktır, belirtisizliktir, ey şanı yüce insan”.
 
Öyleyse gelin Rabbimizin huzuruna; sıradan insanlar olarak, nişansızlıklarla, hatalarla, günahlarla dolu hallerimizle birer gerçek kul gibi, boynumuz bükük, gözümüz yaşlı, kendimize hiçbir şey mal etmeden, hiçbir şeyi hatta gözyaşlarımızı bile sahiplenmeden, tevazu ile, alçak gönüllülükle yalvararak, yaptığımız ibadet ve hayır amellerin bile eksikliklerinden dolayı mahcubiyetle varalım, dua edelim ve bağışlanmayı dileyelim. “Rahmetim, gazabımı geçti” buyuran Yüce Yaratıcımız, umulur ki bizi de bağışlar, “Zat’ına has kul, Habib’ine has ümmet” olma yollarına bizleri de rast-ü revân eder…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.