eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
27°C
Ankara
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Az Bulutlu
27°C

Erbakan’ın Eğitim Tasavvuru(2)

(*) Dr. Ekrem Zahid BOYRAZ

Erbakan insanı tanımlarken insana verilen değeri de ortaya koymak adına kâinatın ve insanın yaratılma sebeplerini de ortaya koymaktadır. Erbakan’a göre akılla anlaşılamayan büyüklükte bir evrenin içerisinde var olan canlıların içerisinde en mükemmeli insandır. Bu durum bütün bilim çevrelerince de kabul edilmektedir. Maddeci görüşle bu meseleyi anlamaya çalışan bilim adamları kâinatı ve insanın yaratılışını tesadüflere bağlayarak manevi değerleri yok saymaktadırlar. Her şeyin maddeden ibaret olduğunu kabul ederek meseleye sadece zahiri (maddi) pencereden baktıkları için bu görüş sahipleri huzuru yakalayamamışlardır. Yaratılışa manevi açıdan bakan bilim çevreleri ise kâinatın ve insanın bir yaratıcısının olduğuna inanmaktadırlar. Bu görüşe sahip çevreler madde ile manayı ahenkli bir biçimde uyumlandırarak huzuru da yakalayabilmişlerdir. Allah-u Teâlâ’nın yaratma sıfatı yine onun eksiksizliğini göstermesi açısından önemlidir. Kâinatı, yaratma sıfatının bir gereği olarak yaratmıştır. Çünkü Allah-u Teâlâ her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Bu çerçevede “yine sonsuz kemal sahibi ve sonsuz kudret sahibi Rab, yaratma sıfatı gereği olduğu için insanı yarattı. Çünkü bu kadar muazzam bir evreni yaratıp ta bu eserden müessire gidecek ve onu bilip Rab’lığını tanıyacak bir varlığı yaratmamış olmak bir eksikliktir. Allah’ın yaratmasında eksiklik olmayacağına göre, kendisini bilip tanıyacak en mükemmel varlık olan insanı yaratmıştır.” (Erbakan, 2014b: (5)439-442). Erbakan bu tespitini kuvvetlendirici mahiyette “bir Hadis-i Kutsî’de Cenab ı Hak bildirmiştir ki: ‘Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murat ettim. Beni bilsinler diye mahlûkatı yarattım.’ Bir yerde çok kıymetli bir hazine olsa, ama onu kimse bilmese; diğer yerde ise bir hazine olsa kendisini bilecek bir kâinatı yaratsa ve bilinse elbette ikinci hâl birinciye nazaran daha büyük bir ‘kemal’ ifade eder. Rabbimiz ise sonsuz kemal sahibidir. Hadis-i Kutside de bildirildiği gibi; işte bu yüzden bu kâinat yaratılmıştır. Eğer bu kâinat yaratılmasaydı Rabbimizin kemal sıfatında noksanlık olurdu. Yaratılan bu kâinatta cemadat var; canlı nebatlar, hayvanlar ve insanlar var. İnsan yaratılanın en mükemmeli, en şereflisidir (Eşref-i Mahlûkat) tır.” demektedir (Erbakan, 2014b: (2)205).

Bu çerçevede Erbakan insanın yaratılış gayesini; kendisini ve kâinatı yaratan Allah-u Teâlâ’yı bilmesi, isimleriyle, fiilleriyle, sıfatlarıyla O’nu tanıması olarak belirlemektedir. Yüce Yaratıcıyı tanımak ve bilmek için insana, Allah-u Teâlâ tarafından dört temel özellik verilmiştir. Bunlar; doğru ile yanlışı ayırt etme, adalet ile zulmü ayırt etme, fayda ile zararı ayırt etme, güzel ile çirkini ayırt etme özellikleridir. Erbakan bu özellikleri doğru ve süratle kullanan insanı akıllı ve kâmil insan olarak nitelemektedir. “İşte biz yaratılıştan bu dört meziyete sahip olduğumuz için; iyi olanın, doğru olanın, faydalının ve adaletin, hâkim olması için bütün gücümüzle çalışmaya mecburuz. Başka türlü yaratılışımızın gayesine ulaşamayız. Çünkü insan bu özelliklerini isabetle kullanıp kullanmadığından sorumludur ve varoluşunun manası da budur. Bir başka ifade ile insan iyi insan olmaya mı çalışıyor kötü insan olmaya mı çalışıyor? Bunu düşünmelidir” (Erbakan, 2014b: (5)442). Bir birey belirtilen bu dört temel meziyete ve akla sahip olduğunda kemal üzere bir yaşam sürdürebilir. Bireyi kemal mertebelerine yücelten akıl, iman ve dört temel meziyettir (Erbakan, 2014b: (2)205).

Erbakan bireyin dünya ve ahirette elde edebileceği huzur ve saadeti kaynak olarak İslam dininde ve İslam’ı referans alan bir terbiye metodunda görmektedir denilebilir.

Çocuklarımızın mekteplerde kalplerini ahlak ve maneviyatla, Millî mefhumlarla, manevi değerlerle doldurmazsak birtakım kanun tedbirleriyle kalpleri boş çocukları bu yanlış yollardan çevirmek mümkün değildir. Mekteplerimizi bu teneke mefhumlar üzerine değil çocuklarımıza sadece taş-tokaş öğreterek bunlar adam olacak diye bekleyerek değil, çocuklarımıza ahlakı, maneviyatı, edebi, hayâyı, iffeti öğreterek neticeye gitmeliyiz. Maarifin temeli işte bunlar olacak. Çocuklarımız bugün babasına moruk, anasına kocakarı diyen çocuklarımız ana nedir, baba nedir öğrenecek, ana ve babasının rızasını kazanmaya çalışacak. Bugünkü kadına benzer saçlı çocuklar yerine bizim kendilerine imreneceğimiz bu millete layık hakiki evlatlar yetişecektir.” “Bu vasatta çocuklarımız bugün 15 sene mekteplerde okudukları halde edep, iffet, hayâ kelimelerini duymuyorlar, temiz para nedir, kirli para nedir bilmiyorlar. Anne nedir, baba nedir, bunların manevi yeri nedir bilmiyorlar. Evlatlarımızı vatana, millete yararlı çocuklar yapmak için evlatlarımızı insan-ı kâmil yoluna sevk etmek için bugünkü maarifi ahlak, maneviyat ve fazilet esasları üzerinde yeniden kuracak, eğitimde şuur olacak, ailede huzuru sağlayacağız. Maarifimiz ahlak nizamının doğması, saadet ve selametin gelmesi için hepimize önce nefsimiz nedir, onu tanıtacak. Hepimize nefsimize hâkim olmayı öğretecek. ‘Nefsine hâkim ol’ sözü maarifimizin diğer bir temel sloganını teşkil ediyor” (Erbakan, Millî Görüş, 1975a:95-96; 1975b:21).

Erbakan insanı diğer canlılardan ayıran dört özelliği ortaya koyarken (Erbakan, 1993: 15); his idrak özelliğini düşünme ve muhakeme özelliği ile inanma-bilme melekesi üzerinden ilişkilendirmiştir. Düşünme ve muhakeme özelliğini vicdan ve ünsiyet özelliği ile muhakeme melekesi üzerinden değerlendirmiştir. Vicdan ve ünsiyet özelliğini şuur ve irade özelliği ile istem-sevme melekesi üzerinden ilişkilendirmiştir. Şuur ve irade özelliğini his ve idrak özelliği ile içgüdü melekesi arasında bağlantı kurmuştur. His ve idrak özelliğini vicdan ve ünsiyet özelliği ile merak melekesi üzerinden ilişkilendirmiştir. Düşünme ve muhakeme özelliğini şuur ve irade özelliği ile bellek melekesi üzerinden anlamlandırmıştır.

Bireyde var olan bu dört özelliğin; akıl veziri yönetiminde beden-hayat-gönül, ruh/kişilik-nefis-gönül ilişkilerini adalet terazisi ile itidal/orta yol denkleminde değerlendirmek uygundur. Bu özellikler eğitilmiş (maddi ve manevi anlamda nefis terbiyesi almış) bir bireyde dengede olacağından birbirleri ile olan uyum da dengede gerçekleşecektir. Bunun neticesinde birey, huzurlu ve mutlu bir birey olarak kendisi ve çevresi için fayda üreten bir birey olacaktır. Aksi düşünüldüğünde ve uygulandığında (eğitimin niteliği farklı amaçlarla donatıldığında), bireyin kendi iç dünyasında ve toplumda huzursuzluklar ortaya çıkacaktır. Bu sonuçlar kartopu etkisiyle negatif ya da pozitif anlamda tümevarımsal sonuçlara yol açabilecektir.

Eğitim bireyi aslına dönüştürme faaliyetine benzetildiğinde, aslına uygun fiiller üreten bireyler yetiştirmek eğitimin aslî vazifesi olmalıdır. Bu doğrultuda dönüşümün en önemli parametresi bireyin ahlak ilkeleri çerçevesinde eğitilmesidir. Erbakan eğitime yönelik tasavvurunda bu noktayı fazlasıyla önemsemektedir. Kâmil insan tasavvurunun şematize edilmesi de yine bu parametrelerin açığa çıkarılma hassasiyetinin bir sonucu olduğu söylenebilir.

Nitekim birey doğumu ile bir fidana benzetildiğinde bebeklik ve çocukluk itibarıyla fidan, zamansal olarak ilkbaharı yaşamaktadır. Süreç içerisinde dış faktörlerin (yanlış olan bilgilendirmeler, eğitim, inanç, algı) etkisiyle bireyde benlik duvarı inşa olunmaktadır. Bu duvar bireyin yaşamı sürdükçe kalınlaşmaktadır. Hz. Muhammed (sav) bu duvarı 70000 perde[1] olarak nitelemektedir.  Eğitim bireyin fıtratını keşfetmesi, anlaması açısından son derece önemlidir. Birey zahirinde ve batınında bu eğitimi insan fıtratına (ahlak) uygun olarak edindiğinde ve uyguladığında ruhen ve bedenen sağlıklı bir birey haline gelmektedir. Bu süreç beden/fidan yaşamı üzerinden örneklendirilebilir. Ergenlik dönemi ve olgunlaşma döneminde bireyin benlik algısı bireyin yaşamsal boyutunu olabildiğince bedensellik boyutunda yaşaması yönünde baskılar. Birey bedenini zahiren besler. Ancak ruhen besleyemediğinde fidan görüntü olarak ağaç olarak görünse de batınında ruhun ihtiyacı olan fıtri (ahlaki) beslenmeyi gerçekleştiremediğinde ağaç kış mevsiminde olduğu gibi ağaçtır. Fakat yaprakları yoktur, kendini korumaya almıştır. Âleme bir faydası dokunmamaktadır. Bireyin fiilleri ve sıfatları yaratılıştaki “insan” fıtratına uygun olarak tecelli etmez. Bireyin fiilleri ve sıfatları açığa çıksa da arızalı ve eksik olur. Kendinde ve çevresinde sürdürdüğü kavga bir türlü nihayete ermez. Huzur ve saadet kendinde ve çevresinde, gerçekleşme noktasında hep eksik kalır. Hakikatine ulaşamayan, ruhunu genel ahlak ilkeleri ile besleyemeyen, fıtratına uygun davranamayan bireylerin ilkbaharı bir türlü gelmez. Ömürlerinin sonuna kadar beden/ağaç olarak görünürler ancak kuldan/bireyden beklenen ahlaki/fıtri davranışlar açığa çıkamaz. Çıksa da kalıcı ve süreklilik arz etmediği için ne birey ne de çevre yeterince faydalanabilir.   Bireyin eğitiminin bedenen ve ruhen fıtratına uygun, genel ahlak kaidelerine paralel olarak seyretmesi durumunda ise kış mevsiminin ardından bireyin/ağacın ilkbaharı gelir. Ağaç çiçeğe durur, meyve verir. Meyvesinden tohumlar sayesinde nesli devam eder. Meyvesinden ve yapraklarının gölgesinden çevre faydalanır. Her salih (fıtratına uygun-genel ahlak ilkeleri) amelinden ilkbaharı yenilenir. Zeytin ağacı gibi her sıfatından âleme fayda dağılır. İncir ağacı gibi meyvesinin tohumlarından sonsuz katsayısal düzeyde âleme faydalar yayılır. 

            Erbakan’ın yaşamı boyunca söylem ve fiilleriyle ortaya koymaya çalıştığı kâmil insan tasavvuru, yukarıda betimlenmeye çalışılan ağaç metaforuyla paralellik arz etmektedir. Günümüzde Erbakan isminin bireylerde çağrıştırdığı anlam, kendisinin de hiç kuşkusuz kâmil bir insan olduğu yönündedir.

KAYNAKÇA

Başgil, Ali Fuat. (2013). Gençlerle Başbaşa. İstanbul, Yağmur Yayınları.

Diyanet İşleri Başkanlığı. En’am Suresi. 79, https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/ kuran-meal-2/enam-suresi-6/ayet-74/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1, Erişim Tarihi: 17.03.2020.

Erbakan, Necmeddin. (1975a). Millî Görüş. İstanbul: Dergah Yayınları.

Erbakan, Necmeddin. (1975b). Millî Görüş-Temel Görüş. Ankara: Dağarcık

Neşriyat.

Erbakan, Necmettin. (1993). Adil Düzen. Ankara: byy.

Erbakan, Necmettin. (2014a). Davam. Ankara: MGV Yayınları.

Erbakan, Necmeddin. (2014b). Gizli Dünya Devleti Önsözü. (Editör: Taceddin Çetinkaya). Prof.Dr. Necmettin Erbakan Külliyatı. 2, Ankara: MGV Yayınları, 199-246.

Erbakan, Necmeddin. (2014b). Saadetin Temel Esasları. (Editör: Taceddin Çetinkaya). Prof.Dr. Necmettin Erbakan Külliyatı. 5, Ankara: MGV Yayınları, 437-451.

Gündüz, Mustafa. (2016). Ahlak Sosyolojisi. Ankara, Anı Yayıncılık.

Hökelekli, Hayati. (1996). Fıtrat. DİA 13, https://cdn.islam ansiklopedisi.org.tr/dosya/13/C13004666.pdf, Erişim Tarihi: 17.03.2020.

Kısakürek, Necip Fazıl. (2014a). Başmakâlelerim 2. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

Kısakürek, Necip Fazıl. (2014b). Başmakâlelerim 3. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

Özdemir, Servet; Yalın Halil İbrahim; Sezgin Ferudun. (2008). Eğitim Bilimine Giriş. Ankara, Nobel Yayınları.

Topçu, Nurettin. (2016). Türkiye’nin Maarif Davası. İstanbul: Dergah Yayınları.

Uludağ, Süleyman. (1998). Hicab. DİA 17,  https://cdn.islamansiklopedisi. org.tr/dosya/17/C17023896.pdf, Erişim Tarihi: 17.03.2020.


[1] “‘Allah’ın hicabı nurdur, bu hicabı açacak olsa zâtının nurları bütün varlıkları yakar’ meâlindeki hadis (Müsned, IV, 401; Müslim, ‘Îmân’, 293; İbn Mâce, ‘Muḳaddime’, 13) tasavvufî eserlerde, ‘Allah’ın nurdan ve zulmetten yetmiş bin perdesi vardır’ şeklinde rivayet edilir (Gazzâlî, Mişkâtü’l-envâr, s. 84; Necmeddîn-i Dâye, s. 310)” (Uludağ, Süleyman. 1998:429-430).

(*) Dr. Ekrem Zahid BOYRAZ:

1977 Ankara doğumludur. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. Lisans, yüksek lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi tarih-yakınçağ tarihi anabilim dalında yaptı. Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde “Necmettin Erbakan’ın Eğitim Anlayışı” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Özel eğitim kurumlarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. TÜBİTAK Ulakbim “Öğretim Programları ve Materyalleri Hazırlama Projesi”nde görev aldı. Karabük Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak bir süre görev yaptı. Halen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nde idari görevli olarak çalışmaktadır. Eğitim ve Basın Tarihi alanlarında akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, ekremzboyraz@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.