eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
18°C
Ankara
18°C
Az Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
20°C

Öğretim İyi Eğitim Kötü (mü)?(2)

Öğretim İyi Eğitim Kötü (mü)?(2)

Gerçekte eğitimimiz olabildiğince iyi durumda. Dünyadaki diğer örneklerinden çok farklı bir yerde de değildir. Ancak PISA gibi sınavlardaki yanıltıcı başarı ya da başarısızlıkla bu iyiliğe karar verebilir miyiz sorusu aklımızı kurcalamalıdır. Bu sınava göre Çin, Macau, Estonya, Kanada ya da İrlanda’da eğitim çok iyidir diyebilir miyiz? Eğitimi teknik bir süreçten ibaret saydığımızda belki. Fakat bu  testlerin sonuçları bakımından ancak ve ancak “bu sınavların ölçebildiği şeyler bakımından bu ülkeler yüksek puan almış” diyebiliriz. Bundan öte her söylem gayr-ı meşrudur, politiktir ve küresel ideolojinin ürünüdür.

Aslında dünyada çok sayıda eğitimci bu testlerin zararları hakkında eleştirel görüşlere sahiptir. The Guardian gazetesinde yer alan bir habere göre 2014 yılında mesela çok sayıda akademisyen ve eğitimci OECD ve PISA eğitime zarar veriyor başlık bir mektup yazmıştı PISA direktörüne. Hükümetlerin, medyanın sonuçları büyük kaygıyla beklediğinden ve birçok ülkede sonuçların açıklanmasıyla “PISA şoku” yaşandığından bahsedilen mektupta bu şokun ardından istifa çağrıları, PISA’ya uygun reformların gündeme geldiği ifade ediliyor. Bu mektupta çok önemli eleştiriler dile getirilirken testin iyileştirilmesi için de bazı öneriler sunulmaktadır. Ancak vurgulanan önemli bir nokta çoktan seçmeli merkezi testlerin eğitime aslında ne yaptığını çok güzel anlatmaktadır. Bu akademisyenlere göre çoktan seçmeli testler belirli derslere odaklanmaya yol açmakta ve böylece sınıfları eğitsel açıdan fakirleştirmektedir. Test performansına odaklanma çocuklara zarar verirken öğretmenlerin özerkliğini de sınırlandırmaktadır.

Eğitimimizin iyi olduğunu göstermek için küresel merkezi testlerdeki performansımızın şahitliğine ihtiyaç duymamız öncelikle bir “trajik bir vazgeçiş”i ve ardından ise “yenilgin bir kabulleniş”i orta yere koymaktadır. Vazgeçtiğimiz şey eğitim ve terbiye gayesidir. Kabullendiğimiz şey ise performans odaklı neoliberal dünya düzeni ve yaşam biçimidir. Bu şekilde eğitimimizin iyi olduğuna karar veriyorsak ve bu bizi mutlu ediyorsa daha fazlasını da yapmak daha da mutlu olmak elimizdedir. Testler açısından önem taşımayan derslerin hepsi okullarda daha az yer alır ve daha fazla zamanımızı test çözme becerimizi geliştirmeye ayırırsak yakın zamanda PISA’da ya da başka testlerde yukarı sıralarda yer almamız kolayca mümkün olacaktır. O zaman eğitimimiz aliyyülala olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın salgın sürecindeki kazanım kayıplarını bir testle ölçeceğini duyurması da bu bağlamda anlamlı bir çaba görünümüdedir. Medyadaki haberlere göre bu kazanım kaybı yoklaması Türkçe, Fen Bilimleri ve Matematik alanlarında yapılacakmış. Salgın boyunca öğrencilerin başka alanlarda kayba uğramadığını düşünmemek elde değil bu durumda.

Başlıktaki soruya dönecek olursak öğretimimiz de eğitimimiz de elbette iyidir. Burada önemli olan eğitimle ne murad ettiğimizdir. Nation at Risk raporunun anlattığı anlamdaki eğitimde giderek daha iyi duruma geliyoruz şüphe yok. Ancak eğitimle insanın tekamülünü, varoluşunun bütün yönleriyle yetkinleşmesini anlıyorsak bunu ölçecek test henüz geliştirilmedi, ölçüp de bir şey söyleyemeyiz. Ancak bir etrafımıza bakmamız kafidir eğitimle üretilen insanların ne yapıp ettiğine…

Eğitimde, terbiyede iyiliğin yolu kıyaslamamaktan, yarıştırmamaktan, elememekten geçmektedir. Bu çağda (!) bunun yolunu bulamıyorsak sorun bizdedir…

Eğitimimiz iyi ya da kötü derken aklımıza sadece okulları getirmek kolaycılığını da bir kenara bırakıp daha bütüncül bir değerlendirme yapmamız da gerekir. Aslına bakarsanız dil becerilerimiz kötü evet çünkü okullardaki öğretimin yanında medyadaki, televizyonlardaki dil öğretimi de çok kötü. Sanat, edebiyat, felsefe alanlarında bir terbiye sahibi kılamıyor bizi okul öğretimi ve bunun yanında medyada, sokakta, evdeki sanat, edebiyat ve felsefe terbiyesi de olabildiğince fakir. Bir müzik terbiyesi kazandıramıyor okul öğretimimiz ve bunun yanında sokaklardan, evlerden, medyadan türküler ve şarkılar çoktan çekilmiş ıvır zıvırla doluşturulmuş durumdadır her taraf. Bir tarih bilinci ve zevki kazandıramıyor okul öğretimimiz evet ancak bunun yanında televizyonda, dizilerde izlediğimiz tarih öğretimi de bundan beter değil mi? Hollywoodvari aksiyon, kostüm, dekor ve senaryo ile nasıl bir tarih öğretiyoruz acaba.

Sözün özü, küresel ideoloji ile tahrif edilmiş anlamında eğitim-öğretimimiz fevkaladenin fevkindedir, iyidir ve daha üst basamaklara çıkma yolundadır. Ancak okullar ile okul-dışı öğrenme zeminlerini bütüncül olarak düşündüğümüzde ve terbiye gayesi penceresinden baktığımızda eğitim-terbiyemizin durumu ise işte göründüğü gibidir…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.