İçinde bulunduğumuz hafta Dünya Kudüs Haftasıdır. Hicri 583, Miladi 1187 de yapılan Hittin Muharebesinde Selahattin Eyyubi komutasındaki İslam Ordusunun Haçlı ordusunu yenerek ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturduğu tarihin Recep ayının son haftasına denk gelmesi İsra ve miraç gecesinin de Recep ayının son haftasında vuku bulması sebebiyle 2021 yılından itibaren Dünya Müslüman Âlimler ve Filistinli Âlimler Birliğinin ortak kararıyla İsra ve Miraç gecesini içine alan Recep ayının son haftası dünya Kudüs haftası olarak belirlenmiştir.
23-30 Ocak 2025 tarihleri arasında idraki içinde olduğumuz Kudüs haftasının 7 Ekim 2023’te başlayan Siyonist İsrail tarafından Gazze halkına karşı acımasızca yürütülen sistematik yıkım ve vahşi soykırımına rağmen Hamas İzzettin El Kasam Tugaylarının ve Gazze halkının bütün imkansızlıklara rağmen onurlu direnişi sayesinde 471 gün sora 19 Ocak 2025 ‘te İşgalci İsrail’in ateş kese mecbur kalmasına, Suriye halkının direnişi neticesinde 61 yıllık baas rejiminin çökmesine denk gelmesi bu yılki “Dünya Kudüs Haftasına” çok büyük anlam katmıştır.
Bu sebeple direnişin sembolü Hamas’ın yiğit mücahitlerini, mazlum ve masum Gazze halkını direniş ve özgürlük mücadelesinde sadece Siyonist İsrail’i değil, onların işbirlikçilerini de iman, azim ve sabırla dize dolayı şükranlarımı sunmak istiyorum.
Dünya Kudüs Haftasının amacı, evrensel anlamda Kudüs ve Mescid-i Aksa hakkında bir farkındalık oluşturmak, bu konuda evrensel bilinci geliştirmek, dünyanın neresinde olursa olsun İslam coğrafyasına ve Müslümanların kutsallarına yönelik savaş, işgal ve saldırı karşısında Müslüman ülkelerin halklarına ve liderlerine sorumluluklarını yeniden hatırlatmaktadır.
Özellikle Siyonist İsrail’in işgali altında bulunan Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşturulmasına, Kudüs davasının Müslümanlar nazarında canlı ve diri tutulmasına vesile olacağı inancıyla Kudüs ve Filistin özgür oluncaya kadar tüm zamanların değişmez gündemini Kudüs olarak belirlemektir.
Gazze’de hezimeti tadan İsrail ve İşbirlikçilerinin birden barış yanlısı kesilmeleri ateşkese balıklamaya atlamaları bizi savaş bitti “moduna” sokmamalıdır. Siyonist İsrail Gazze şeridinde işlediği soykırım ve büyük bir yıkımdan sonra 19 Ocak’tan itibaren Gazze’de ateşkes ve karşılıklı esir takası anlaşmasının daha sıcağı soğumadan bu sefer 21 Ocaktan itibaren mevzi değiştirerek, saldırı oklarını Batı Şeria’daki Cenin, Tulkerim, Nablus ve Kalkilya gibi mülteci kamplarına çevirmesi buralarda “Demir duvar” adı altında Gazze’yi aratmayan yeni katliamları gerçekleştirmesi, Lübnan ile imzaladığı ateşkesin ardından işgali altında tuttuğu Golan tepelerine ilaveten Suriye topraklarını da işgal etmesi karşısında tüm İslam coğrafyasını Siyonist İsrail ve işbirlikçilerinin yeni oyunlarına karşı uyanık ve birlik olmaya çağırmaktır
Siyonist İsrail’in Batı Şeria’nın Cenin bölgesinde başlattığı savaş sebebiyle İslam ülkelerinin, parlamentolarını, devlet ve hükümet başkanlarını, İsrail ile ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik ilişkileri kesmeye zorlamak için sivil toplum kuruluşları tarafından baskı oluşturmaktır.
Bilindiği üzere 7 Ekim 2023 den itibaren ABD ve işbirlikçilerinin ekonomik, askeri siyasi, ticari, insan kaynağı, silah ve mühimmat desteğini arkasına alan Siyonist İsrail’in uluslararası savaş hukukuna ve uluslararası hukuk düzenlemelerine aldırış etmeden denizden havadan, karadan yaptığı bombalı saldırılarla; 17 bin 841’i çocuk, 12 bin 298’i kadın, 202’si gazeteci, 1000’den fazlası sağlık görevlisi olmak üzere 47 bin kişiyi şehit etmesini 110 bin kişiyi yaralamasını, 2 Milyona yakın Gazze halkını yerlerini değiştirmeye zorlamasını, 11 binden fazla Gazze ’linin de enkaz yığınları altında çürümeye terk etmesini yanına kar bırakmamak; (UCM) Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından katil Netenyahu ve savaş kabinesi hakkında verdiği yakalama, (UAD) Uluslararası Adalet Divanı tarafından İsrail devleti hakkında verdiği soykırım cezalarının hayata geçirilmesi için BM ve Uluslararası kuruluşları görevlerini yapmaya zorlamaktır.
Gelinen noktada Gazze’de hunharca katledilen çocukların cesetleri hâlâ yıkılmış bina enkazların altından çıkarılmayı beklemektedir. Gazze halkı Siyonist İsrail’e karşı 471 gün tek başına yürüttüğü onurlu bir direniş sonrasında tüm Müslümanları ve insanlık alemini Gazze halkının yaralarını sarmaya, yakılan, yıkılan eserlerini yeniden ayağa kaldırmaya çağırmaktadır.
Temenni ediyorum ki “Dünya Kudüs haftası münasebetiyle yapılan çağırılar, İsra ve Miraç gecesi münasebetiyle yapılan dualar; Müslümanların kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun yeniden dirilişine, Kudüs’ün Mescidi Aksa’nın ve Filistin’in özgürlüğüne kavuşmasına vesile olacaktır. Direnişin sembolü Hamas’a ve Filistin halkına siyasi, askeri, iktisadi anlamda her türlü desteğin verilmesi ihtiyari bir tercihten öte dini, insani ve vicdani bir sorumluluktur.
Şunu ifade etmek isterim ki, İsra ve Miraç olayı büyük zorluklardan sonra aydınlığa çıkışın kutlu öyküsüdür. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v) miladi 610 yılında Allah tarafından kendisine peygamberlik görevi verilip, İslam’ı açıktan açığa tebliğ etmeye başlaması ile birlikte Mekkeli müşriklerin büyük bir direniş göstermeleri, Ticaret yapmayı kız alıp vermeyi komşuluk ve akrabalık ilişkilerini sürdürmeyi yasaklamaları sebebiyle Müslümanları açlık ve sıkıntıya maruz bırakan boykotun sürdüğü, Peygamberimizin en büyük destekçisi ve dert ortağı Hz. Hatice İle Amcası Ebu Talip’in vefat ettiği bir zaman sürecinde Yüce Allah’ın Peygamberine eşsiz bir mükâfatı ve lütfu olarak vuku bulmuştur.
Miraç zorluklardan sonra kolaylık, sıkıntılardan sonra ferahlıktır. Miraç; müminin manen bir yükselişidir. “Namaz müminin miracıdır.” Çünkü müminin Allah’a en yakın olduğu an namazdaki secde anıdır. Mümini Allah’a yaklaştıran her iyilik müminin için bir miraç olduğu gibi, Müslümanların İslam’ın kutsal değerlerine sahip çıkmaları da müminlerin miracıdır.
Bilindiği üzere İsrâ: Kur’an’ı Kerimde geçen bir surenin adıdır. İsra suresinde Müslümanları doğrudan ilgilendiren bazı temel ilkeler emredilmiştir. Bu temel ilkeler: “Allah’tan başkasına kulluk etmemek. Ana-babaya iyi davranmak, Akrabaya, yoksula ve darda kalana yardım etmek. Cimrilikten ve israftan kaçınmak. Fuhuş ve zinaya yaklaşmamak. Haksız yere cana kıymamak, asla kan davası gütmemek. Yetimin malına el uzatmamak. Verilen sözü yerine getirmek. (Ahde vefa). Ölçü ve tartıda hile yapmamak. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşmemek. Yeryüzünde böbürlenerek, kibirlenerek yürümemektir İsra;17/22-29 şeklinde sıralanmıştır.
Peygamberimiz s.a.v) miraç olayında büyük nimetlerle karşılanmış, kendisine cennet ve cehennem gösterilmiş Rabbi ile baş başa görüştükten sonra Miraç’tan ümmeti için; Müminin miracı beş vakit namaz, Bakara suresinin son iki ayeti, Allah’a şirk koşmayanların affedileceği hediyeleri ile dönmüştür.
Bu açıdan bakınca İsra ve Miraç mucizesi ve bu mucizenin gerçekleştiği Kudüs Müslümanlar ve tüm İslam coğrafyası için büyü önem arz etmektedir. Kudüs’teki Mescidi Aksa Müslümanların ilk kıblesidir. Mukaddes toprakların kalbi, Semavi dinlerin ortak coğrafyasıdır. Asırlarca Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi tevhit dinlerine merkezlik yaptığı, Hz. Ademden Hz. Muhammed’e birçok peygamberin doğduğu ve hayatlarının bir bölümünü geçirdiği, yeryüzünün en eski ikinci beldesi, Mekke ve Medine ile birlikte İslam’ın 3.Kutsal şehri, Mescidi haram ve Mescidi nebeviden sonra harem mescitlerin üçüncüsüdür.
Peygamber (s.a.v) “İbadet maksadıyla yolculuk şu üç yere yapılır. Şu Benim Mescidime (Mescidi Nebeviye), Mescidi Harama ve Mescidi Aksaya”, “Mescidi Aksay’a gidiniz ve içinde namaz kılınız. Eğer oraya gidemezseniz kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderiniz.” Şeklindeki hadisi şerifleri ile Mescidi Aksa ve çevresinin tevhit dinine uygun kimliğinin korunması sorumluluğunu bir emanet olarak Müslümanların uhdesine bırakmıştır.
Bu sebeple Peygamberin izinden giden ecdadımız tarafından bir barış ve selamet yurdu olan Kudüs; tarih boyunca Hz. Ömer’in fethinden itibaren Emevîleri, Abbasiler, Eyyubiler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde Müslümanlar tarafından gözlerinin bebeği gibi korunmuştur.
Ancak Kudüs’ün gerek haçlılar tarafından işgali gerekse Filistin toprakları üzerinde işgalci devletin kurulması, tam da Müslümanların ümmet bilincinde uzaklaşıp, ırkçı eğilimlerin, siyaset, din, mezhep ve meşrep faklılarının kavgaya dönüştüğü, kendi iktidarlarını dostlarıyla savaşarak ve düşmanlarına sığınarak korumaya çalıştıkları dönemlerde gerçekleşmiştir.
Haçlılarla yaptığı sonuç getirici mücadelesiyle tanınan Eyyübî hanedanının kurucusu ve Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi (1171-1193) döneminde de İslam coğrafyası tıpkı bugün olduğu gibi paramparçadır. Hilafet iki başlıdır. 33 adet bağımsız ya da yarı bağımsız şekilde varlıklarını sürdürmek için birbirleri savaşan, düşmanları ile iş birliği yapan sözde İslam devletleri vardır. Selahattin Kudüs’ü Haçlılardan kurtarmak için önce İslam birliğinin kurulması gerektiğine inanmış tam 33 ay Müslümanları aynı çatı altında buluşturmanın mücadelesini vermiştir.
1183 yılında İslam devlet başkanlarını, halifelerini ve İslam ulemasını Şam’da bir araya getirerek, Kudüs’ün fethi için İslam ülkelerinden kendi emrine asker göndermelerinin kararını alarak, İslam birliğinin kuruluş deklarasyonunu yayınlamıştır. Selahattin Eyyubi oluşturduğu güçlü ve disiplinli ordu ile Haçlılarla yaptığı Hittin muharebesinde haçlı bozguna uğratmış 2 Ekim 1187’de bir miraç gecesinin yıldönümünde Kudüs’ün fatihi olmuştur. Selahaddin gibi bir askeri Kudüs Fatihi yapan en önemli sebep Kudüs’ün işgalini kendine dert edinmesi ve bu yolda tevekkülün gereğini yerine getirmesidir.
Şunu iyi bilelim ki, Kudüs İslam ümmetinin kalbi, varoluşumuzun ve medeniyet kodlarımızın mihengidir. Kudüs İslamsız, Müslüman Kudüssüz olamaz. Kudüs özgür olmadığı müddetçe Müslümanların vicdanı özgür sayılamaz. Onun için Miraç gecesinde derdimiz, duamız, davamız gayretimiz Kudüs için olmalıdır. Çünkü, davası Kudüs olmayanın miracı namaz olamaz!
MUSTAFA KIR 26.1.2025