eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Burhanettin KAPUSUZOĞLU

1972 yılında Yozgat'ta doğdu. Yozgat Lisesi'nden sonra Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde mezun oldu. Eserlerinden bazıları: Bozoknağme, Seferberlik Mahşeri, Toprağa Can Ektiler, Böyle Dedi Yozgat, Yozgat'ın Üć Sırlısı, Yozgat'ta Zaman, Yozgat Medreseleri Tekke ve Zaviyeleri, Sarı Saltık Makamları, Mir'ât-ı Muhabbet-Hicran-zede Manzumeler, Îşaretler, Âkif Bey-Şâir ve Mütefekkir...

    Dahi Allame Ahmet Cevdet Paşa

    Giriş: Bir Entelektüel Köprü

    XIX. yüzyıl ilmiyesinin en büyük isimlerinden Allâme Ahmed Cevdet Paşa (1823-1895), zamanının Kemâl Paşazâde’si olarak ihtiram edilen etkisi büyük, tesiri derin ve hadiseleri anlamlandırıp geleceği inşa eden bir allâme dâhidir. İlahiyatın her alanında derin vukufiyet sahibi büyük bir âlim ve devlet adamı olarak; tarih, hukuk, sosyoloji, felsefe ve bilim tarihine uzanan geniş bir yelpazede, sistem kuran düşünürdür.

    Cevdet Paşa, kadim medrese geleneği ile modern dünyanın ilmî gelişiminin buluştuğu gerçeklikte durarak dikkat çeken bir dengeyi tesis etmiştir. Bilhassa öncülük ettiği heyetin ortaya çıkardığı Mecelle ile hukuka, Târih-i Cevdet ile yeni bir tarih yazıcılığına getirdiği derin bakış açısı ve İbn Haldun’un sosyolojik mirasını katlayarak fikriyata katması ile müstesna bir yerde durmaktadır. Paşa’nın dehâ çapında çok yönlülüğü ve devlet adamlığının engin tecrübesi, yaşadığı asra mührünü vurmuştur.

    Ahmed Cevdet Paşa, sadece geçmişe ait bir figür değil; yöntemi ve vizyonuyla günümüzün disiplinler arası çalışmalarına hala ilham veren canlı bir zihindir. Pek tabiî ki bu yazı ile Türk düşünce tarihine ve ilmiyesine kaydedilen bir serlevha olan Cevdet Paşa’nın entelektüel derinliğine mütevazı bir not düşülmeye çalışılacaktır.

    Tanzimat Sonrası Bir İstikbâl Mimarı: Ahmed Cevdet Paşa

    “İmparatorluğun en uzun yüzyılı” denilen 19. yüzyıl, güneşin batmaya yönünü çevirdiği zamanların beşer tâkatini aşan hadiselerine rağmen varoluş için yenilenme çabalarına sahnedir. Hiç şüphesiz bu sarsıntılarla geçen devrin merkezinde, ıslahatçı bir devlet adamı olarak muazzam külliyatı ile zamanını aydınlatan Ahmed Cevdet Paşa durmaktadır.

    Cevdet Paşa, Doğu ve Batı’nın her halinin farkında olarak gelenekle modernite ve hukukla hikmet arasında köprü kuran ve Türk düşünce tarihinin dehâsı kendine has en görklü isimlerinden biridir. Tanzimat’tan sonra Osmanlı modernleşmesinde Batı’yı körü körüne taklit etmek yerine, sanayi devrimini yapmış Batı karşısında ezilmeden kendi dünyasının gelenekli değerlerine yeniden hayat vererek çağa sözünü söylemiştir. Dâhi bir devlet adamı olarak bilginin aktarılmasının çağın ihtiyacı olan yeni kurumlarla toplumsal bir faydaya dönüşmesinin mücadelesini vermiştir.  

    Osmanlı modernleşme tarihinin köşe başı şahsiyetlerinden olan Ahmed Cevdet Paşa, devlet hizmetiyle, dönemin ruhunu şahsında tecessüm ettirmiş müstesna bir isimdir. Tanzimat devri zihniyeti ile şuurlu ve mücadeleci münasebeti, onu, Tanzimat’ı gelenekle damıtarak yerli bir zeminde tutmaya çalışan bir uygulayıcı yapmıştır.

    Şu var ki; Tanzimat kuşağı içinde özgün ve müstakil bir çizgiye sahip Ahmed Cevdet Paşa’nın Tanzimat’a bakışı, bir teslimiyet değil, sağlam bir zeminde ciddi ıslahat çabasıdır. Bu çerçevede Tanzimat’ın temel gayesi olan “devletin ebed-müddet idamesi” fikrini bizzat sahiplenmiş; şartların getirdiği bu modernleşme hareketine yerli bir üslûp ve içerik kazandırarak köksüzlükten çekip almaya çabalamıştır.

    Ahmed Cevdet Paşa, ilmiye mensubu bir âlim olarak modernleşme sürecinin ve zamanın farkında olarak atılan adımları desteklemiş, yeniye ait unsurları kadimin bünyesine uyum içinde katmak için uğraşmıştır.

    İlerleyen yıllarda Tanzimat’ın getirisi bir kısım sorunlu sonuçları, mensup olduğu gelenekli süzgeçten geçirerek köklü karşılıklar vermiş ve bu sorunları bertaraf etmek için mesai sarfetmiştir. Tanzimat’ın meşruiyet ihtiyacı, kaleminde ve kelamında kısmen de olsa belli bir kıvama gelmiştir.

    Ahmed Cevdet Paşa, modernleşme sürecine en büyük fikri katkıyı sunan kişidir. “Bizde nasıldı? Garp’ta nasıldır?” sorusuna verdiği cevaplarla mevcudu ayıklamıştır. Bu sürecin kaçınılamaz ağırlıktaki şartları altında kullandığı kavramlarla modernleşmenin istikametini tayine dair isabetli bir yöntem sunar. Bu itibarla o, Tanzimat siyasetini ve anlayışını en yetkin şekilde yansıtan ve yön veren kudretli bir zihin ve kuvvetli bir kalemdir.

    Miras Bıraktığı Paradigma ve Türk İlim ve Düşüncesindeki Yeri

    Ahmed Cevdet Paşa, Türk düşüncesine; kökü mazide olan âti paradigmasını yani konuya yaklaşım şeklini belirleyen bakış açısını miras olarak bırakmıştır. Geçmişin birikimini göz ardı etmeden, bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlayarak; medrese ile mektep, şeriat ile kanun, Doğu ile Batı arasındaki çatışmayı bir terkiple aşmaya çalışan ilk büyük sistem kurucusudur.

    Ahmed Cevdet Paşa’nın devlet adamlığı, çağının bürokrasisinde kalemiye sınıfının ulaştığı en nitelikli noktadır. Sadece emir uygulayıcısı bir memur değil aynı zamanda devletin ihtiyacına denk düşen konunun fikri çerçevesini oluşturup nizamnamesini yazan, kurumlarını tasarlayan ve kriz anlarında çözüm üreten stratejik bir üst akıldır.

    Ahmed Cevdet Paşa, Tanzimat’ın uygulayıcı ve dengeleyici zihnidir. Reformların ortaya çıkardığı karmaşada yeniden düzenleyici rol oynamıştır. Batılılaşma sürecinin çığırından çıkıp kontrol edilemez sıradan taklitçiliğe dönüşmesine karşı durmuştur. Türkiye tarihinin en büyük devlet adamlarından biri olarak, devletin bekasını yerli kalarak yenilenmede görmüştür.

    Büyük âlim Ahmed Cevdet Paşa’nın Türk ilim ve düşünce tarihinde fevkalâde özel bir yeri vardır. Bu vasfı ile bir devrin kapanışı ile yeni bir devrin açılışı arasındaki kritik eşikte duran kurucu iradedir. İkbâl güneşi çoktan batmış ve iyiden iyiye idbara mübtelâ olmuş bir imparatorluğun entelektüel ve hukukî temellerini modernize ederek millî ve yerli bir terkip oluşturmaya çalışan bir fikir ve nizam mimarıdır.

    Tanzimat döneminde Türk düşünce dünyası ya Batı taklitçiliği ya da tamamen eskiye bağlılık arasında savrulurken, Cevdet Paşa, bu iki kutba karşı köklere dayalı modernleşme diyebileceğimiz üçüncü bir yolu inşa etmiştir.

    Batı’nın hukuk tekniğini almış, ancak ruhunu İslâm fıkhından süzerek Mecelle ile İslâm hukuk dinamizmini kanunlaştırmış ve çağa hitap etmesini sağlamıştır. Bu yönüyle o, öncü ve ıslahatçı bir hukuk dehâsıdır.

    Ahmed Cevdet Paşa, ilmî derinliği ve parlak zekâsı ile tarih yazıcılığına yön vermiştir. Konuları olayların kronolojisi olmaktan çıkarmış ve yolu hikmet-i tarih/tarih felsefesi vadisine açan ve derinlikli tahlillerle konuları açıklayan etkileyici yaklaşım getirmiştir. Sosyolojik bakış açısıyla, İbn Haldun’un Mukaddime’sindeki düşünce sistemini, onu da aşarak Osmanlı toplumunun sosyal dokusuna uygulama becerisini göstermiştir.

    Ahmed Cevdet Paşa’nın ilmî ve felsefî derinliği Türk eğitimi için umut ışığı olmuş, nesilleri çağın gerisine düşmekten kurtarmıştır.  

    Eğitim meselesinin kapsamlı ve kurtarıcı reformunda Paşa adeta Süreyya Yıldızı’dır. Eğitimin güçlü bir içerik olduğu kadar esaslı bir yöntem meselesi olduğunu göstermiş, dönemine göre gerekli olan yüksek bir kalite seviyesi belirlemiştir.

    Dârülfünun/üniversite, dârülmuallimin/öğretmen okulu ile eğitimin ibtidâî/ilkokul, rüşdiye/ortaokul, idâdî/lise olarak kademelenmesi, onun ufkuna ve gayretine çok şey borçludur.

     Türkçenin bir bilim ve devlet dili olarak yetkinleşmesine ömür adamış, ilk modern Türkçe dilbilgisi kitabını dâhi yazmıştır. Mantık, dil ve felsefe alanındaki eserleriyle zihniyet dönüşümüne katkısı büyük olmuştur.

    Ahmed Cevdet Paşa; Adliye/Adalet, Maarif/Eğitim, Evkaf/Vakıflar, Dâhiliye/İçişleri ve Ticaret-Ziraat olmak üzere beş farklı nâzırlık/bakanlık görevlerinde bulunmuştur.

    Görev yaptığı her bakanlıkta ilk iş olarak kurumun mevzuatını/nizamnamesini hazırlamıştır. Pek tabii ki bu iş, onun keyfiyetten kanuniyete geçiş ilkesinin sonucudur.

    Hukuk reformunda Paşa, emsalsizdir. Adliye Nazırlığı döneminde mahkemelerin yapısını modernize etmiş, Nizamiye mahkemelerini kurarak hukuk birliğini sağlamaya çalışmıştır. Nazırlık/Bakanlık dönemlerinde yürütme/hükümet ve yargı arasındaki sınırların belirlenmesindeki emeği çok büyüktür.

    Onun siyasî çizgisi adaletle devletin selâmetidir. Sultan Abdülaziz Han ve II. Abdülhamid Han dönemlerinde zât-ı şâhânelerin güvenini kazanmış, ancak fikirlerini her ortamda lâyıkıyle savunmuştur. Devlet adamlığının en samimi itirafları ve analizleri, Sultan II. Abdülhamid Han’a sunduğu Maruzat serlevhalı eserinde saklıdır. Eser, bir devlet adamının devlet mekanizmasındaki aksaklıkları, rüşveti, adam kayırmayı ve idarî zafiyetleri nasıl gördüğünün tespit ve teşhisleri ile doludur.

    Büyük ufukla yetkin bir uygulayıcı olan Ahmed Cevdet Paşa, modernleşme sürecine taze bir nefes olup İslâm hukuku ve Türk kültürünü aşılamış, kanunlaştırma/kodifikasyon ve kurumsallaşma çalışmaları ile idarî yapılandırma işini yoluna koymuştur.

    Vakıa Ahmed Cevdet Paşa, filozof bir devlet adamıdır. Devletin bekasını adalet ve hukuk temeline oturtarak Türk siyaset düşüncesinde kanun/nizam hâkimiyetine geçişin en güçlü savunma hattını kurmuştur.

    Sonuç olarak Ahmed Cevdet Paşa, Osmanlı devlet cihazına akıl, kanun ve tarih ile ruh üfleyen devletlû bir mimardır. O düşünce tarihinde bilhassa teoriyi pratiğe/uygulamaya koyma kabiliyeti ile dikkat nazarlarına muhataptır… daima… 

    Sonuç Olarak

    Ahmed Cevdet Paşa, aşırı batıcılar ve mutaassıp ilmiye arasında nev-i şahsına münhasır bir entelektüeldir. Devlet, hukuk ve düşünce doktrininin müessisi olarak uzun devlet hizmetinde sistemi sağlam bir zemine oturtmaya çalışmıştır. En fırtınalı dönemde, sarsılan medeniyetin üzerindeki karanlığı akıl, hukuk ve tarih ışığı ile aydınlatmaya himmet etmiştir. Gerçek şu ki bu büyük ismin hayatı ve eserleri, bugünün Türkiye’sini de şekillendiren entelektüel bir anlam haritasıdır.

    Ahmed Cevdet Paşa; disiplinli, derin, titiz ve gerçekçidir. Hikmet ve siyaseti aynı potada eriterek devlete ve millete baht olan nadir bir şahsiyettir. Son olarak söylemek gerekirse, o; “zamanın değişmesiyle hukukî hükümlerin değişmesi inkâr olunamaz.” veciz sözü ile her çağı kucaklayan ve her dem taze bir ileri görüşün adıdır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Kazim Şen dedi ki:

      Eyvallah. Çok güzel, derli-toplu bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık..