Bin dört yüz yıllık geçmişiyle kelam ilmi, İslam dininin tarihî geçmişini yansıtan, bugüne taşıyan ve aynı zamanda başta inanç ilkeleri olmak üzere dinin bütün alanlarını kucaklayan kapsayıcı bir düşünce sistemidir. Bu ilim her ne kadar Mu’tezile elinde doğmuş olsa da ona tepki olarak ortaya çıkan Ehl-i Sünnet mezhepleri Eş’ariyye ve Mâtürîdiyyetarafından daha güçlü bir yapıya ve konuma kavuşturulmuştur.
Günümüzde ise tarihi tecrübenin ışığında kelam ilmi, bir yönüyle sahih inancı izah eden, diğer yönüyle bu inanca yönelik iddia, eleştiri, itham, iftira ve şüphelere cevap veren ve İslamî değerleri savunan bir düşünceyi temsil eder. Zira bir din veya inanç muhatabın anlayacağı ve kavrayacağı üslup ve içerikte anlatılmazsa ya dışardan gelen iddia ve eleştirilere ya da müntesiplerinde oluşan şüphe ve tereddütlere açık hale gelir; sonuçta yıpranır ve terkedilir. Bu yüzden inanç hususundaki izah ve savunma ihtiyacı İslam düşünce tarihinde kelam ilminin varlığının ve devamının nedeni olmuştur. Bu iki ihtiyacın hâlâ güncelliğini korumakta olduğu aşikârdır. Bir hakikat izahı ve savunusu olan kelam ilminingerekliliği yaşanılan, karşılaşılan ve karşı konulan sorular ve sorunlar bulunduğu sürece devam edecektir. Günümüzde bu ilme duyulan ihtiyacı da bu çerçeveden değerlendirmek gerekir.
Elinizdeki kitabın temel konusu, kelam ilminin özgünlüğünün ve benzer konuları ele alan ve hakikat savunusu iddiasında bulunan felsefeden farkını ortaya koymaktır. Kelam ilmi felsefeden sadece bilgi kaynakları ve yöntem olarak değil içerik olarak da ayrılmaktadır. Allah anlayışı başta olmak üzere varlık, evren ve insan anlayışında ciddi ve kapanmaz fikir ayrılıkları söz konusudur. Müteahhirûn dönemde özellikle Fahreddîn er-Razî’yle birlikte kelam felsefe arasında ortak konular bakımından nispeten yakınlık sağlanmış olsa da amaç ve muhteva açısından kapanması imkansız ayrılıklar hâlâ devam etmektedir. Gazzalî’ye kadar özellikle inanç ve zihniyet bağlamında kelamla birlikte hareket eden tasavvufun bazı ekolleri, zaman içinde felsefe ve Batınî düşünceden devşirdikleri içerik ve bakış açısıyla nispeten kelamdan koparak yeni bir açılım ve anlayış geliştirmişlerdir. Bu üç alan arasındaki zihniyet, amaç ve muhteva açısından farkların ortaya konulması aslında üç anlayışın özgünlüğünün de ortaya konulması anlamına gelmektedir.
İşte elinizdeki Kelam Farkı adlı kitabımız bir yönüyle kısa bir kelam edebiyatı tarihi, diğer yönüyle ise bu ilmin özgünlüğünün ifadesi ve komşu disiplinler olan felsefe ve tasavvufla farkının ortaya konulmasıdır. Bu farkların bir kelamcı gözüyle tespiti tek taraflı ve sınırlı bakış açısı olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden bunun felsefe ve tasavvuf ayaklarının ortaya konmasına ihtiyaç vardır. Bu alanların uzmanları tarafından yazılacak “felsefe farkı” ve “tasavvuf farkı” çalışmaları diğer ayakların tamamlanmasını sağlayacaktır. Böylece okuyucu üç bakış açısını alanınuzmanlarının yazdığı eserlerle karşılaştırma imkanına kavuşacaktır.
Bu çalışma temelde beş ana başlıktan oluşmuştur. Birinci başlıkta kelam ilmi ve kısa tarihçesi, ikinci başlıkta kelam ilminin konumu, üçüncü başlıkta kelam ilminin özgünlüğü ve felsefe ve tasavvuftan farkını yansıtan ana konular, dördüncü başlıkta kelam ilminin günceli, beşinci başlık altında ise yaşadığımız hayatta dine ve inanca yönelik tehditler ve bunlara dair değerlendirmelerden oluşmuştur. Kitap genel bir değerlendirme olan sonuç kısmıyla tamamlanmıştır.