eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Çok Bulutlu
Pazar Açık
8°C
Pazartesi Çok Bulutlu
11°C
Salı Yağmurlu
12°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
5°C

Biraz da ciddiyet ilan edelim!

Abdulbaki Değer

Gündelik siyasetin işleyişinde manipülatif bir dilin belirli ölçüde kullanılması alanın doğası gereği sayılabilir. Ancak bu dil ülkenin kullandığı yegane dil olmaya başlarsa o zaman memleketin dengesini bulması, koruması mümkün olmaz. Tam da bu dilin yerleşik hale gelmesi en büyük dengesizlik alameti sayılmalıdır. Geçen hafta kamuoyunca tartışılan mülakat mevzusunu MEB’in yaptığı basın açıklaması üzerinden değerlendirmiş ve bunun izaha muhtaç olduğunu belirtmiştim. Sahici bir konuşmadan yoksun olduğumuz için kimse kimseyi duymadan bildiği şeyleri yeniden söylemeyi anlamlı bir konuşma sanıyor.

Sayın bakan mülakat mevzusuna ilişkin basınada yer alan yeni beyanatında benzer sözleri tekrar ediyor: “Mülakat kanunda var. Bu bakanlığın tercihi değil. Kaldırılabilir ancak bunu kaldırmak meclisin iradesinde. Bizim kanun teklifi verme yetkimiz yok biliyorsunuz.” Aynı beyanatında KPSS’de birinci olup mülakatta elenen ilgili olarak yine siyasetin manipülatif diline başvurarak “süreç işliyor, itiraz eder, mahkemeye gider…İtiraz süreci bitti, ayın 14’üne kadar incelenip cevap verilecek” diyor. Çok enteresan bir açıklama daha yapıyor aynı beyanatta: “Mülakat sonuçları KPSS puanı ile yüzde 97 oranında örtüşüyor.” Kanatimce açıklanan ve tartışma yaratan mülakat sonuçlarından daha problemli bir dil bu.

Ortada bu tarz sorunlarımız yokmuş gibi davranıp bir eğitim tartışması yapmak mümkün şüphesiz. Üstelik çok da konforlu. Ancak Türkiye’nin ciddiyete ihtiyacı var. Ciddi meseleleri, ciddiyetle konuşmaya ihtiyacımız var. Sakallı Celal’in

“Bu Ülke’de;

Tanzimat ilan ettik çare olmadı;

Meşrûtiyet ilan ettik yine olmadı,

Bir Meşrûtiyet daha ilan ettik; yine aynı.

Belki Cumhuriyet dedik; yine değişen pek bir şey yok.

O halde beyler.! Biraz da CİDDİYET ilan edelim..!” haykırışı boşuna değil.

“Mülakat kanunda var. Bu bakanlığın tercihi değil” ne demek? Bu sözlerden ne anlamamız gerekiyor? Bakanlığın tercihi değilse mülakatı kimler, niye tercih etti? Mevcut kanuna mülakatın girmesi nasıl oldu, ne zaman oldu, kimler tarafından oldu?

İkincisi “Mülakat sonuçları KPSS puanı ile yüzde 97 oranında örtüşüyor” dediğinizde ne söylemiş oluyorsunuz? Ne kastediyorsunuz? Söylediğiniz şeyin anlamının ne olduğunun gerçekten farkında mısınız? “KPSS’den ne almışsa mülakatta da o puan veriliyor” dediğinizde mülakatın anlamsız olduğunu kendi ağzınızla itiraf ettiğinizi fark etmiyor musunuz? Yüzde 3’lük bir dilimde KPSS puanı ile mülakat puanının ayrıştığı ve bu oranın çok az olduğu dile geldiğinde ne söylenmiş oluyor? Yüzde 3 olduğunda bu oran mülakatın geçerliliği ve güvenilirliği mi sağlanmış oluyor? Yoksa yüzde 3’lük dilimde gerçekleşmiş olan bir kayırmacılığın önemsiz olduğuna mı vurgu yapılıyor?

Burayı çok fazla uzatmak istemiyorum ancak değişik vesilelerle dile getirdiğim bir hususun altını tekraren çizmekte yarar görüyorum. Türkiye coğrafyası, kamusal işleyişi ve egemen diliyle bütün vatan sathında belirleyici bir eğitim faaliyeti yürütüyor. Açık ve örtük mesajlarıyla, uygulamalarıyla, ilişki biçimiyle vs. Türkiye’nin kendisi bir okul. Türkiye bağrında yaşayan evlatlarını terbiye ediyor, tedrisattan geçiriyor. Üstelik kalıcı bir terbiye. Mevzuyu klişelere, retoriğe boğmanın bir anlamı yok, bir gereği yok. Okul bu genel eko-sistemin bir alt bileşeni ve zannedildiği gibi kendi başına çok da anlamlı değil. Hele hele genel işleyişi bu şekilde olan yerlerde etki düzeyi çok daha düşük. On yıllardır şikayetçisi olduğumuz ve düzelmesi için sayısız girişimde bulunduğumuz kendi okul gerçekliğimizde gördüğümüz gibi.

Türkiye eğitim bahsinde gömleğin ilk düğmesini malesef yanlış iliklemiş durumda. Ülkemizdeki atama politikasının eğitimin bir parçası, pedagojik yönü açık ve belirleyici yönü olduğunu fark edemiyor bile! Eğitim kavrayışı okulla, okulun içinde yapılıp edilenle sınırlı. Eğitimi hayattan yalıtıp okulla mukayyet bir şeye dönüştürdüğünüzde nasıl etkisiz, anlamsız, boş bir angaryaya yol verdiğinizi görmeniz de mümkün olmuyor malesef. Manipülatif, kayıtsız ve çağrışımlarından bihaber bir dil ancak böyle konuşabilir, bu kadar konuşabilir ve gerçekliğimizin niteliği de böyle olabilir. Hiçbir sürpriz yok!

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.