Toplum olarak okuma alışkanlığımız iç açıcı seviyede olmasa da kitabı, okumayı ve kütüphaneyi önemsiyoruz. Ebeveynler ve büyükler olarak kendimiz pek okumasak da çocuklarımızın çok okumasını istiyoruz.
Bu isteğin teşvikiyle öğrencilerimize kitap sevgisi, okuma alışkanlığı ve okuma kültürü kazandırmak için bir hayli “kitap okuma ve kütüphane” projesi uygulanıyor. Okullar, il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri, kaymakamlıklar, valilikler, belediyeler, STK’lar, hatta Bakanlık düzeyinde muhtelif isimler altında uygulanan bu projelerin ne kadar çok olduğu medyada çıkan haberlerden anlaşılıyor.
Malum olduğu üzere geçen yıllarda MEB tarafından “Kütüphanesiz Okul Kalmayacak Projesi” uygulandı. Basında yer alan sayısal verilere dayalı haber ve beyanlara göre proje sayesinde ülke genelinde kütüphanesiz okul kalmamış. Proje başlamadan okul kütüphanelerinde yirmi sekiz milyon olan kitap sayısı, uygulanan projeyle elli milyonu aşmış. Ulaşılan sonucun coşkusuyla yüz milyon kitap hedeflenmiş…
Eyvallah, her proje düşünce ve emek ürünüdür saygı duyulur. Çıktı ve kazanımlar, ilgililer tarafından değerlendirilip kullanılır. Sayısal veriler istenilen seviyede ise proje amacına ulaşmış, uygulayıcılar da başarılı olmuş sayılır.
Gönül isterdi ki kütüphaneler zenginleştirilirken öğrencilerimizin “okuma, yazma ve yazarlık becerilerini geliştirecek etkinlikler, atölyeler, tahlil, inceleme, kritik, değerlendirme, yorumlama, eleştiri çalışmaları; okur-yazar buluşmaları, söyleşiler, yarışmalar…” gibi kütüphane ve kitap merkezli pek çok faaliyet yoluyla kütüphanelerin etkin / verimli kullanımını sağlamak için gerekli şartlar da oluşturulsun.
Bir edebiyat öğretmeni olarak gözlem ve deneyimlerimden hareketle okul kütüphanelerinin etkin ve verimli verimli kullanımına katkı sağlayacağına inandığım bir önerim var: MEB Okul Kütüphaneleri Yönetmeliği’nin “Atama veya Görevlendirme” başlıklı 7. Maddesinde “Kitap sayısı 3000’i aşan okullara bir kütüphaneci atanacağından, bu mümkün olmazsa kütüphanecilik kursu almış bir öğretmenin, o da yoksa öğretmenler kurulunca belirlenecek bir öğretmenin ve yardımcı bir memurun görevlendirileceğinden…” bahsediliyor.
İlgili Yönetmelik’te böyle bir hüküm olsa da okullarda kütüphaneci bulunması nadirattandır. Kütüphane memuru ise okulun imkânları nispetinde mümkündür. Kütüphaneci ve memur yoksa kütüphanelerin kullanımı gönüllü öğretmenlerin ve nöbetçi öğrencilerin becerisine kalır.
Oysa MEB Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar’ın “Ders Dışı Eğitim Çalışmaları” başlıklı 17. Maddesindeki “Ders dışı izcilik, beden eğitimi ve spor çalışmaları, halk oyunları ve güzel sanatlarla ilgili dallar ile Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) koordinesinde ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik olarak yürütülen bilim olimpiyatları ve proje çalışmaları…” faaliyetlerin arasına bir de “kütüphanecilik ve okuma kültürü” ifadesi eklense ne kadar güzel olur!
Çok zor değil. Millî Eğitim Temel Kanunu’nda yer alan Türk millî eğitiminin genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uygun olarak bir çerçeve plan hazırlanır. “Kütüphanecilik ve okuma kültürü” çalışmalarını üstlenecek öğretmen, bu çerçeve plan kapsamında okul kütüphanesini zenginleştirme çalışmalarının yanında, kütüphane merkezli -yukarıda belirtilen- pek çok faaliyeti gerçekleştirir. Diğer çalışmalar ve proje çalışmalarında olduğu gibi bu faaliyetleri yürütecek Türkçe / Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinin veya ilgili öğretmenin “egzersiz” denilen “Ders Dışı Eğitim Çalışmaları”ndan yararlandırılmasıyla okul kütüphanelerinin daha etkin ve verimli kullanımı pekâlâ mümkün olabilir.
Millî Eğitim Temel Kanunu, MEB Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği, MEB Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar buna müsait. Sadece belirlenecek çerçevede yürütülmesi kaydıyla “kütüphanecilik ve okuma kültürü” ile ilgili faaliyetlerin de ders dışı eğitim çalışmalarına dâhil edilmesi yeterli.
Muhtevası “kütüphanecilik ve okuma kültürü” olan bir çalışma, 2013 yılında Millî Eğitim Bakanlığına resmi yazı olarak sunuldu. Dönemin Bakanına bizzat arz edildi. Büyük takdir gördü, takip edileceği beyan edildi. Dolaşımdan kalkan, mazide kalan bu yazı ve talebin hikâyesi bende. Okuma, okutma, kitabı sevdirme ve okuma alışkanlığı kazandırma sevdamızsa devam ediyor.
Bütün mesele ‘ve’ bağlacını da sayarsak dört kelimeden ibaret “kütüphanecilik ve okuma kültürü” ifadesinin bir çerçeve plan dâhilinde “Ders Dışı Eğitim Çalışmaları”nın arasına eklenmesi. Dedik ya, kanun da yönetmelik de karar da uygulamaya müsait. Okuma ve okutma sevdası olan öğretmenlerimiz bu göreve hazır. Ne dersiniz? Küçük bir dokunuşla okul kütüphanelerimize büyük bir hareket gelsin mi?
Mustafa USLU
Kitap okutmak bir sevda işi. Gönülden olursa gönüllere dokunulur. Okuma aşkı doğar, kitaplara sevdalanır, okumalar başlar. Bu çalışmada işin içine 6 saat ücreti olan egzersiz ek ders girerse gönüllere dokunula bilinir mi? Bilemdim. Yıllardır kitap okutuyorum. 600 kişilik ekiplerin üzerine çıktığım zamanlar oldu. Hiç böyle bir talebim olmadı. Aklıma da hiç gelmedi. Varın olmasın ama çok öğrencimi kazandım. Şimdilerde onları okula davet ediyorum. Onlar benim yaptığım kitap okuma halkalarını çalıştırıyorlar. Ben sadece takip ediyorum mezunlarım çalışmayı yapıyor. Artık sadece küçük bir grupla ancak ilgilenebiliyorum. Eğer bu işte para alsaydım acaba gönüllere dokunma etkisini yapar mıydı? “Zaten parasını aldığı için yapıyor” mu? diye düşünülür. Çalışmalarım etkisini kaybeder miydi? Şimdi mezunlarımı aynı çalışma için davet ettiğimde etrafımda mezunlarımı bulabilir miydim? Bu çalışmada bu işi samimi olarak yapacaklar kalplere dokunma amacıyla yürütülecek ise belki de bu egzersiz ücreti uğraşana olumlu etki yapar.
Gelsin inşallah gerçekten bu çok önemli.