eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Bir Kitap, Bir Portre: Şeyh Efendinin Politik Sırları

ŞEYH EFENDİNİN POLİTİK SIRLARI

Sizlere tanıtmak istediğimiz Av. Hüseyin Yürük’ün yeni çıkan kitabı: Şeyh Efendinin Politik Sırları

Hüseyin bey 1966 yılında Ünye’de doğdu. Lise öğrenimini Ünye İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1990 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Müşavirliği görevini yürütürken TBMM Dilekçe ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan oluşan Karma Komisyon tarafından 2. Dönem Kamu Denetçisi olarak seçildi. Görev süresinin dolmasının ardından emekliye ayrıldı

Öteki Anadolu’ isimli bir hikaye kitabı ve ‘Türkiye’nin Demokrasi Tarihi’ isimli iki ciltlik kitabı daha önce neşredilmişti.Yazar, Yenisöz Gazetesinde Hüseyin Yağmur mahlas ismiyle günlük yazılar yazmıştı. Aylık ‘Şehir ve Kültür’ ve ‘Derin Tarih’ Dergisinde yazıları yayınlandı.

Eserdeki hikâyeler, 2018 yılından itibaren 3 yıl boyunca bir günlük gazetede Hüseyin Yağmur mahlas ismiyle neşredilmiş. 150 sayfadan oluşan kitap Mart 2023 de Muamma Yayınevi tarafından okuyucularla buluşturulmuş.

Hüseyin Yürük, “Şeyh Efendinin Politik Sırları: Mistik Hikâyeler” kitabında yeryüzünde izler bırakmış sûfilerin hayatlarından işaretler topluyor. Yazar, çalışmasını şu sözleri ile aktarıyor: “Karadeniz’de bir sahil beldesinde geçen çocukluğum, Gümüşhanevi mektebinin takipçilerinden Abdi Efendi ve Hacı Ali Efendi’den feyz almış, Sivaslı İsmail Hakkı Toprak Efendiden ders almış babamın, kimi zaman esrarengiz sûfi menkıbe anlatımlarını dinlemekle geçti. Yıllar sonra İstanbul’a geldiğimde bu kez yaşayan tasavvuf büyüklerini dinlemek, onlardan feyz almak nasip oldu. Hüseyin Vassâf in Sefine-i Evliyâ-i Ebrar gibi eserleriyle yeryüzünde nice izler bırakmış sûfilerin hayatlarından işaretler topladım. İşte bu eser, tüm bu Evliya-i Kiramın hayat hikâyelerinden alınmış feyz ve ilhamların bir gül demeti oldu. Umarız bu eserle onların ruhaniyetleri de birer Fatiha’ya vesile olur.”

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’deki anlatım yöntemlerinden biri de hikâyelerdir. Kutsaldan neş’et eden hikâye anlatma geleneği yüzyıllar boyunca İslâm toplumlarında bir eğitim ve terbiye metodu olmuşlardır. Sohbet kültürünün yaygın olduğu tasavvuf ocakları ve dergâhlar ise menkıbelerle hakikati anlatma çabasının sembolik mekânları olagelmişlerdir.

Eserde anlatılan hikayeler, dönemlerinin sosyolojik yansımalarıdır. Günümüz dünyasında her şeyin parayla maddiyatta ölçüldüğü bir dünyada bu mistik hikayeleri anlamak zor olduğu kadar bunlara ne kadar ihtiyacımız olduğu da okundukça daha iyi anlaşılacaktır.

22 adet sırlarla dolu ibretlik hikayeden oluşan kitapta peş peşe ve iç içe geçen hikayeler olduğu gibi tek başına her biri bir mesaj veren hikayeler de mevcut…

Eserde Mustafa Kutlu’nun Sır Kitabının biraz daha net ve somut anlatımlı örneklerinden epeyce mevcut. Yerine göre tevazu, ders ve sırlar yüklü Günümüz dünyasından yaşanmış hikayelerin de yer aldığı sırlarla yüklü  hikayeler eserde sergilenmektedir.


Kitap Gül Mevsimi  hikayesi ile başlıyor. Hikâyede birer güzel ahlak mektebi olan dergahların günlük politik tartışmalardan uzak tutulması mesajı veriliyor. İşte o hikayeden bir bölüm: Şeyh Efendi böyle davranınca, seçim sathi mailinde, müridanı günlük politikalarla uğraşarak yorgun düşmedi. Şeyh Efendi dervişânını “Efendim bu seçimlerde kime verelim?” sorusunu sordurmayacak kalite ve asalette yetiştiriyordu. Kimse Şeyh Efendi’nin adını seçim propagandalarına karıştıramadı. Kimse Allah’ın ulvi dinini, güncel politik ve fani hedeflerine malzeme yapamadı. Herkes gül alıp gül satmaya devam etti.

Gaipten Gelen Savaşçılar Hikayesinde; Dünya Müslümanlarının dertlerini kendine dert ederek Kafkas muhacirlerine yardım için koşturan bir dervişin Dağıstanlı savaşçılarla çıktığı esrarengiz yolculuk anlatılıyor. Hikaye kendi vazifemize, işimize ve içimize dönmemiz gerektiği ile ilgili önemli bir hatırlatma olmuş.

Muhteşem Düğün Hikayesinde; Şeyh Efendi, davetli olduğu zamanın bürokrasisinin önemli isimlerinden bostancıbaşının düğününün olduğu saatte düğüne gitmek yerine eski dervişlerinden Seyfettin Efendi’nin hasta ziyaretine gidiyor.

Derviş Seyfettin Efendi Bizim eski dervişlerimizdendir o sizden farklıdır onun dervişliğindeki Cevher şudur: Sizler ben eğer sultanı seversem seversiniz ben sevmezsem sevmezsiniz o kitap ve sünnete ve bizim anlattıklarımıza bakar ayeti kerimelerde salık verdiği üzere akleder ona göre Sultan’ın sevilecek taraflarını sever sevilmeyecek taraflarını sevmez.

Sizler ben bir hastayı ziyarete gidersem o kişiyi ziyarete gitmeye başlarsınız o hastayı kendisi bulur kendisi ziyaret eder sizler benim söylediğim bir kitabı birden önemser ve onu okumaya ve yaygınlaştırmaya başlarsınız o benim sohbetlerimi dikkatle dinledikten sonra okunacak kitabı kendisi bulur ve okur. Sizler daha çok mukallisiniz bazen benim yanlışlarımı bile öyle alıp yaygınlaştırıyorsunuz. Sizler, ben bir tarihi şahsiyeti keşfedersem ancak haberdar olursunuz. O, tarihi şahsiyetleri kendisi bulur keşfeder.

Hikaye, Şeyh Efendi’nin şu sözüyle bitiyor: Sonra uzaklardan gelen bir sesle şöyle devam etti: Hazreti Ömer etrafında hep adam gibi adamlar aramıştır. Şimdi etrafta pek adam kalmadı. İnsanlar kolayca alınır satılır, sökülür takılır nesneler haline geldiler.

Kurt Kanunu Hikayesinde; Sovyet rejiminin içine düştüğü durum ve bunun karşısında direnen Müslümanlar ve bu sırada müritlerin kendi arasında cehri ve hafi zikri konu ederek yaptıkları tartışma anlatılıyor.

 Şeyh efendinin; “Keşke derviş olmaya karar vermeden önce iyi Müslümanlar olmaya karar verseydiniz. İşte tasavvuf yolunun asıl sırrı odur. İşin özü iyi Müslüman olmaktır.” Sözleri hafızalara kazınıyor.

Hikaye, Şeyh Efendi’nin şu sözüyle bitiyor: Benim Güzel kardeşlerim; size ne oluyor da bazı kardeşlerinizi hor görüyorsunuz? Keşke derviş olmaya karar vermeden önce iyi Müslümanlar olmaya karar verseydiniz. İşte tasavvuf yolunun asıl sırrı odur. İşin özü iyi Müslüman olmaktır.

Gaipten Gelen Sesler Hikayesinde; Üsküdar kadısının bir dervişten aldığı eski bir radyo üzerinden aldığı mesajlar, dönemin sosyopolitik durumu, ülkenin içine düşmüş olduğu sorunlar anlatılıyor.

İttihatçıların paşası sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın isteği üzerine Dağıstanlı Ömer Ziyaeddin Efendi’nin sürgüne gönderilme hikayesinde Üsküdar kadısının içinde bulunduğu durum başlı başına politik sır ve mesajlarla dolu.

Zemheri İsimli Hikâyede;100 yıl öncesinden günümüze ayna tutarak şu anda her ailede yaşanan kuşak çatışmasına ve aileyi anlamayan gençlerin peşine düşmüş maceraları çok güzel özetleyen mesajlar yer alıyor.

Simalar Ortaya Saçıldığında, Sırlar Ortaya Savrulduğunda ve Haller Ortaya Savrulduğunda hikayeleri; birbirini tamamlayan, Osmanlı’nın son döneminde içinde bulunmuş olduğu hale ışık tutan bürokratik ve politik sırlar dolu hikayeler.

Kitaptan hararetle okumanızı tavsiye ettiğim bölümlerde Osmanlı’nın daha çok son döneminden kesitler aktarılıyor. Avrupa’ya ve Avrupa yöneticilerine idarecilerine benzemenin getirmiş olduğu sonuçları Uludağ’ın eteklerinde kendi başına yaşayan bir şeyh efendinin saraya davet edilerek kendisinden hal çaresi sorulması üzerine sarayda padişaha söylediği sözler üzerinden mesajlar veriliyor.

Bunlardan birkaç tane ilginç paragrafı aktarmak istiyorum:

(…..) Saray Şeyhi derin bir nefes alarak; Sultan’a bu kez şu cevabı verdi: “Çünkü saraydaki bunca konfora sahip devletlüler bilseler dahi ‘Aman rahatımız bozulmasın’ diye hakikati size söylemek istemezler.” Ayrıca bir başka husus da şudur: Bir yönüyle bu sorunun cevabı bir ilahi sırdır. Bu ilahi sırrı bizim gibi Sarayda beslenen insanlar isteseler de çözemezler. Bazı sırlar, Sarayda bir eli yağda bir eli balda beslenen kişilerce değil ancak dağdan kendi alnının teri ve elinin emeği ile beslenen kişiler tarafından bilinebilir.

Sonra tekrar sordu: Peki kimi bulup da kime soracağız derdimizi?

Saray Şeyh Efendi sanki bir sır veriyormuş gibi ruhani bir sesle “Sultanım, Uludağ’ın eteklerinde dergahı olan, bazı mübarek zatlardan halini duyduğum şeriat ve istikamet üzere bir Şeyh Efendi var. Varalım bu soruyu ona soralım” dedi…

(……) Şeyh efendi Saraya gelerek söyleyeceklerini bizzat padişaha arz etmek isteyince, “O zaman ne vakit gelmek isterseniz, bize bildirin. Sizin için atlar ve arabalar gönderelim” dedi. Şeyh Efendi “Hayır, buna gerek yoktur. Biz kendimiz geliriz. Nasıl ki saraydan beslenenlerden hakikat çıkmazsa sarayın arabasına binenden de bu sorunun cevabı çıkmaz” dedi…

(……) Şeyh Efendi ruhani bir heybetle Sultan’a tane tane konuşmaya başladı. “AllahuTeâla da Peygamber Efendimiz de, Allah’ın düşmanlarını dostlar edinmeyin” buyuruyor. Eğer Allah’ın düşmanlarını dostlar edinirseniz, onların kalpleri ile sizin kalpleriniz benzeşir. Sizin devletinizin yöneticilerinin kalpleri, dostluklarından dolayı düşman devletlerinin yöneticilerinin kalpleriyle birbirine benzeşti. Bu yüzden onlara karşı galebe çalamıyorlar.

Allah’ın dostlarına dost, düşmanlarına düşman yöneticilerimiz varken cedleriniz çok memleketler fethettiler. Ne var ki artık Allah’ın dostlarına düşmanlık eden, düşmanlarına ise dostluk eden yöneticiler başa geçti” dedi.

Oyuncak Yumurta İkizleri ve Sırtından Vurulmuş Adamlar Müzesi hikayelerinde; İhramcizade hazretlerinden feyiz alan sade bir bürokratın Ankara’da yaşamış olduğu serüven ve Şeyh Efendinin bürokratlarla münasebetleri ya da Şeyh Efendi’nin bürokratları imtihanı yer alıyor.

Bu hikayeden günümüzde insan kıymeti bilmemenin ve insan israfının nasıl yapıldığını anlatan bir bölümü aktarıyorum: Şeyh Efendi, sonra tane tane konuşarak şunları söyledi: Bizde yiğit insanı yok etmek bir gelenek haline geldi. Enerjimizi yanlış yerlere harcıyoruz. Çırak ustayı geçmezse sanat ölür. Biz bizi geçecek insanlar yetiştirmeliyiz. Ne yazık ki, birbirine benzer insanlar yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu fıtrata uygun değil. Halbuki özgür insanlar yetiştirmemiz lazım. Çünkü Medeniyet bir iddiadır.

Bir süre sustu… Sonra kelimeleri tek tek seçerek noktayı koydu: “Hiçbir mürşidi kâmil, tek tip derviş yetiştirmez. Onlardaki hakikat cevherini işleyerek ümmete kazandırır.”

Yüzdeki İşaretler Hikayesinde; İnsanları tanımak ve adaletle ilgili önemli ayrıntılara dikkat çekiliyor.

Yüzdeki İşaretler hikayesinden de bazı sırlı bölümleri paylaşalım:

(…….) Şeyh Efendi bana çeşitli konularda nasihat etti, tavsiyelerde bulundu.“Sen bu yıl itikâfa giriver.” dedi. Ama Yüzlere bak, yüzleri takip et, yüzdeki işaretleri bul.” dedi…

İtikâfa girenlerin her birinin yüzünde farklı bir asalet vardı. Ama o gençteki  durum farklıydı. Onun yüzünde bir değişik sima vardı. Sanki bir işaret taşıyor gibiydi. Birkaç gün hem ibadetime baktım hem de uzaktan uzağa onun hallerini takip ettim. Baktım, ihvana hizmeti seviyor. Büyüklere saygıda çok özenli. İftar ve sahur sofralarını o kuruyor, o topluyor, bulaşıkları da o yıkıyor. İtikâf çavuşunun teşviki üzerine, herkes kendinden ve tasavvufi müşahedatından bir şey anlattığı zamanlarda o susuyor. Mahcup bir şekilde boynunu büküyor ve susuyor.

(……) Bir sırrı ortaya çıkmış olanların mahzunluğu ile kalktı. Tam yanımdan ayrılacaktı ki elini tuttum. Göz göze geldik.

“Peki, aziz kardeşim! Sen bu yüzü nasıl koruyorsun?” dedim.

Bir gökyüzü derinliğindeki gözlerini gözlerime dikerek, bir ruhani sırrı verircesine tane tane ve sanki bir şiir okurcasına ahenkle konuştu: Mahlûkata hizmet, mahlûkata şefkat ve bir de adalet…

Hesap Makinesindeki Hesaplar Hikayesinde;  Şeyh Efendi’leri yönetmeye, yönlendirmeye ve bağlı bulunduğu Şeyh Efendiyi bir şeylere zorlamanın ve kendi emellerine alet etmeye çalışan dervişlerin hikayelerine yer verilmekte.

Kapıda Bırakılan Kimlikler Hikayesinde; Bürokraside bir noktaya gelen insanların o işe geldikleri zaman kimliklerini bir kenar bırakmamaları güzel, ince, naif bir şekilde anlatılmaya çalışılmış. Bu bölümü kitaptan okumanızı özellikle tavsiye ediyorum.

Kitabın son hikayesi olan Emanet Hikayesinde;  Şeyh Efendi’nin kendisinden sonra kime vekalet bırakacağına ironik bir şekilde değinilerek hiç kimsenin tanımadığı köydeki bir müridini çağırıp ona bir emanet bırakması anlatılıyor.

Emanet hikayesinde; “Bir toplum içinde hakikati söyleyen kişiler kalmazsa Allahu Teala o topluluktan himayesini kaldırır.” ifadesi ile radikal bir tasavvuf ve anlayış ve sağlam ölçülerden bahsedilmektedir.

Bu mürit zamanın sultanına hakikatleri söyleyerek vazifesini yapmış ancak bunun karşısında yıllarca sürgünde ve zindanda kalmıştır.

Sonuç itibariyle; Kitapta şeyhini imtihan eden, şeyhini istediği yönde yönlendirmeye çalışan müritlerin hastalıklı hikayeleri ile günümüz dünyasında dervişlik yapmak için gayret eden insanların davranış biçimlerine, hikayelerle göndermeler yapılarak bürokraside kirlenmemek ile dik durmak arasındaki ince çizgiye kılavuzluk yapılmaya çalışılmış özgün bir eser.

Devlet makamları ile tüccarların tasavvuf ve dergahlarla ilişkilerini çok nezih ve anlamlı bir üslupla anlatan hikayeleri bu kitapta bulacaksınız.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.