eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Çok Bulutlu
Pazar Açık
8°C
Pazartesi Çok Bulutlu
11°C
Salı Yağmurlu
12°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
5°C

Serdar BİLER

SERDAR BİLER 1980 yılında Tokat'ın Sulusaray ilçesine bağlı Alanyurt Köyü’nde dünyaya geldi. Ilkokulu köyünde, ortaokulu Tokat İmam-Hatip Lisesinde bitirip Sivas/Yıldızeli Pamukpınar Anadolu Öğretmen Lisesinde başladığı lise öğrenimini Tokat Anadolu Öğretmen Lisesinde tamamladı. 2002 yılında Kocaeli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 2013 yılına kadar Ankara'da özel dershanelerde ve özel okullarda Türkçe/Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı, 2013 yılında Milli Eğitim Bakanlığına atandı.Zile Ticaret Meslek Lisesi ve Kalecik Mehmet Doğan Fen Lisesinde görev yaptı. 2015 yılında girdiği Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesini 2019 yılında bitirdi. Halen Ankara/Altındağ Sabahattin Zaim Sosyal Bilimler Lisesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

    Küllenen közü yeniden üflemek

    SERDAR BİLER

    Kadim kültürümüz, insanı eşref-i mahlukat olarak görüp tüm yaşamını ve dünyasını bu bakış üzerinden şekillendirmeye çalışmıştır.

    Cemiyet hayatıyla birlikte sanat, edebiyat ve eğitimin temelinde de bu anlayışın yattığını görebiliyoruz.

    Aslında eksiklerine rağmen insan ve cemiyet merkezli bu anlayış, uzun yıllar kültürümüzün şekillenmesinde, irfani ve vicdani bir bakış kazanmasında etkili olmuş; insana ve cemiyete duyarlı, özü itibariyle insani değerleri merkeze alan medeniyet tasavvurumuzun da temelini teşkil etmiştir.

    Özellikle 20. yy’da gelişen bireyci, maddeci ve irfani bakıştan yoksun “modern çağ”la birlikte diğer toplumlar gibi bizim toplumumuz ve medeniyetimiz de bu çağın yıkıcı tesirinden etkilenmiş; kültür, sanat, edebiyat ve eğitim anlayışımız da bu tesire göre şekillenmeye başlamıştır. Bu yeni maddeci anlayış, belki insanı maddeten ve fizyolojik ihtiyaçlar bakımından refaha daha çok yaklaştırsa da  manen, ruhen ve vicdanen insani değerlerden uzaklaştırmış, insani merkeze alan kadim kültüre dair irfani değerleri yozlaştırmış ve insanlığı yalnızlığa, boşluğa ve köksüzlüğe mahkum etmiştir.

    Bizim sosyo-kültürel yapımız ve eğitim anlayışımız da  bundan nasibini almıştır.

    Sözünü ettiğimiz bu modern çağ insanının yalnızlığına ve bunalımına çare ise kadim medeniyetimizin insanı merkeze alan irfani değerlerini eğitim mantığımızın temeline yerleştirerek  Yahya Kemal’in de dediği gibi “Kökü mazide olan ati” anlayışını hakim kılarak geleceğe yürümektir.

    Medeniyetimizin kadim değerlerini geleceğin inşasında birer temel taşı vazifesiyle değerlendirerek hem medeniyet tasavvurumuz hem de insan odaklı dünyaya bakışımız, diğer toplumların da bu bunalımdan kurtulmalarında birer umut ışığı olacaktır.

    Kendi medeniyet değerlerinin ve gücünün bilincinde olan ve aynı zamanda dünya perspektifinde kendine yön tayin edebilen, araştıran, soran, sorgulayan, hazır bilgiyi kopyalamak yerine, ürettiği yeni bilgiler ve değerler ışığında insanlığa katkı sunabilen bireyler yetiştirmek için eğitim anlayışımızı insan odaklı irfani değerler üzerine inşa etmemiz elzemdir.

    Bu medeniyetimize ait irfani değerler kendini, savaş topuna nakşettiği lale figürlerinde, küçük birer sarayı andıran kuş evlerinde, yoksullara ferahlık veren sadaka taşlarında, iftar davetlerinde misafirlere verilen diş kiralarında, ticari hayat gibi duygusallığın ve ince ruhluluğun pek önemsenmediği çarşı ve hanlardaki dükkanların kapı ve pencerelerinde estetik birer nişane olarak kendini göstermiştir.

    Bu somut örnekleri ve ince ruhumuzu yansıtan değerleri artırmak mümkündür. Medeniyetimiz ve onu inşa edenler, her ne inşa etmişlerse içine ve hamuruna mutlaka insana, sanata, nezakete, naifliğe dair bir öz/maya katmışlardır.

    Bu insani derinliği biz de eğitim anlayışımızın temeline birer öz/ maya gibi yerleştirmeli ve geleceğimizi bu mayanın verdiği kıvam ve tatla şekillendirmeliyiz.

    Bu öz/mayayı yukarıdaki somut örneklerde görebildiğimiz gibi daha derin ve etkili halini Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana, Mısri, Kaygusuz Abdal, Aşık Veysel gibi daha nice sanat, düşünce ve gönül  erlerimizde görmek mümkündür.

    Bize düşen, küllenmiş ateşimizi yeniden harlayarak  hamurumuzda zaten var olan bu mayayı tekrar ekmeğimizin özü yapıp ekmeğimizi pişirmektir. Saygılarımla…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.